Tüm Haberlere Dön
Haberler İstanbul

GEREKEN, EMPERYALİZMİ VE İSRAİLİ İNSANLIĞA DAVET DEĞİL, EMPERYALİZME KARŞI DİRENİŞTİR

5 Haziran 2010 Çevre gününde Suyun Ticarileştirilmesine Hayır Platformu olarak İsrailin Filistinin en temel ihtiyaçlarını karşılamasına engel olduğunu ifade ettiğimiz basın açıklamasını Çevre Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi YK Başkanı Semra Ocak okudu. Açıklamayı haberimizin devamında bulabilirsiniz.

İsrail‘in, Türkiye‘den gönderilen yardım gemilerine saldırısı, Emperyalist ağın saldırgan aktörü İsrail‘e karşı öfke dalgalarını güçlendirdi. Oysa İsrail, kuruluşundan beri, Filistin halkını sistematik olarak yok etmekte, beslenme, su ve geçim kaynaklarını kurutmaktadır. 

 

Dine ve ırka bağlı ayırımcılık temelinden ayrılmayan İsrail Devleti, 1947lerden günümüze kadar oluşturulan hukuki yapıyla, işgal altındaki bölgelerdeki tüm su kaynaklarını ulusallaştırmış, Filistin kanal sistemlerini imha ederek, kaynakları yerleşimciler için oluşturulan kanal sistemine bağlamış, tüm sulama ve yeni kuyu açma işlemlerini İsrail askeri otoritesinden alınacak izne tabi tutmuş ve Filistinlilerin 10 metrenin altındaki sulara kuyularla erişimini yasaklamıştır, hatta yağmur sularının toplanmasına dahi izin verilmemektedir.
 
İsrail‘de kişi başına düşen su tüketimi miktarı Filistinlilerin 7 katıdır. Bu adaletsiz dağıtım, Batı Şeria‘da yapımı devam eden duvar nedeni ile daha da yıkıcı bir hal almaktadır. Ayrımcı duvar?ın sulama yapılabilen birçok tarım alanı ve su kaynağını İsrail tarafında bıraktığı Birleşmiş Milletler tarafından raporlanmıştır. İsrail ayrıca su ile ilgili araştırma, istatistik ve bilgileri devlet sırrı olarak saklamakta, su hakkındaki yayımlara sansur uygulamaktadır. Daha da ileri giderek kendi kontrolündeki su vanalarını Filistin?e karşı tehdit ve cezalandırma aracı olarak kullanmaktan da, kaçınmamaktadır.

 

Suyun Ticarileştirilmesine Hayır Platformu olarak, doğanın özgür varlığı suyu Filistin halkı üstünde bir şantaj malzemesine dönüştüren, Filistinlileri yok etmek için bir silah olarak su vanalarını kapatan İsrail‘i ve ona karşı ancak sembolik eylemlerle tavır koyan iktidarı kınıyoruz.

 

İsrail‘in OECD üyeliğine daha geçtiğimiz ay onay veren iktidarın, iç politika malzemesi olarak Filistinle dayanışma kozunu kullanmasını inandırıcı bulmuyor, timsah gözyaşları dökmeden önce, Büyük Ortadoğu Projesi dahilin de yürüttükleri somut politikaların hesabını vermesini bekliyoruz. Şu sorularımıza bir an önce cevap verilmesi, bu eylemle desteklediğimiz talebimizdir:

 

Fırat ve Dicle sularının geleceğini belirlemeyi kendi tekeline alan, Avrupa Birliği teknokratlarının, şirket devlet işbirliğini kolaylaştırıcı AB mevzuatı temelinde iş görecek  konsorsiyumda, Fırat ve Dicle‘ye kıyısı olmayan, AB üyeliği de bulunmayan İsrail, neden taraf olarak alınmıştır?

 

Ülkemizin sularının İsrail‘e satılması projeleri neden sürekli gündeme gelmektedir? Karadeniz nehirleri etrafında, İsrail bağlantılı şirketlerin pay kapmaya çalıştığı söylentileri asılsız mıdır? Su açlığı daha da büyüyecek İsrail, Anadolu sularından, tarım alanlarından uzak tutulacak mıdır?

 

Anadolu sularını barajlara, binlerce HESlere hapsederek, kanallarla baraj göllerine yönlendirip, bitki ve hayvan yaşamının suyunu çalarak, bu suların dev keselerle İsrail‘e satılması kolaylaştırılmış olmuyor mu?

 

Neoliberal sömürü ekonomisinin, petro dolarlarını silaha harcayan savaş efendilerinin, dünyanın kaderini elinde sanan emperyalist merkez saldırganlarının hesaplarını bozacak dayanışma, su, toprak, tohum ve emek etrafında örülecektir. Bu bilinçle, Filistin halkının direnişinde ve geleceğini kurmasının, yanında olacağız.

 

Suyun Ticarileştirilmesine Hayır Platformu