Tüm Haberlere Dön
ELEKTRİK ELEKTRONİK MÜHENDİSLİĞİ GÜNLERİ DÜZENLENDİ
Haberler Ankara

ELEKTRİK ELEKTRONİK MÜHENDİSLİĞİ GÜNLERİ DÜZENLENDİ

EMO Ankara Şubesi tarafından 29 Eylül-01 Ekim 2011 tarihleri arasından ODTÜ Kültür Kongre Merkezi’nde ‘Elektrik-Elektronik Mühendisliği Günleri` düzenlendi. Bilkent Üniversitesi, Gazi Üniversitesi ve Kırıkkale Üniversitesi ile birlikte gerçekleştirilen etkinlikte ‘Elektrik Elektronik Mühendisliğinde Gelişen Teknolojiler ve Uygulamalar’ teması ele alındı.

 

29 Eylül 2011 Perşembe günü başlayan etkinliğin Yürütme Kurulu adına açılış konuşması yapan Gazi Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Elektrik Elektronik Mühendisliği Bölüm Başkanı Prof. Dr. M. Cengiz Taplamacıoğlu , Elektrik Elektronik Mühendisliği Günleri etkinliğinin hazırlanması gelişimi hakkında bilgi verdi.

"Kendilerine biat etmeyen herkese alanları yasaklıyorlar"

Taplamacıoğlu`nun ardından söz alan Elektrik Mühendisleri Odası Ankara Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Ramazan Pektaş, etkinliğin kamuoyuna duyurulması konusunda Ankara Büyükşehir Belediyesi yetkililerinin engellemelerini anımsatarak şunları söyledi;

"Bir yıla yaklaşan çalışmanın sonucu bugün açılışla başlayacağız ve önümüzdeki 3 gün boyunca elektrik elektronik mühendisliği alanında çok farklı sorunları burada tartışma imkânı bulacağız. Önümüzdeki yıllarda da bu etkinliği geleneksel hale getirmek için sağlam temel atmaya çalışacağız. Bu etkinliğin bu noktaya gelebilmesinde emek veren kişi ve kuruluşlara, değerli hocalarımıza, Şubemizde özveri ile çalışan çalışanlarımıza teşekkür etmek istiyorum.

Teşekkürler evet yapılmalı bazı konularda eleştiriler varsa bunun da yapılması gerektiğini düşünüyorum. Bazılarını da burada eleştirerek anmak gerekiyor. Bu etkinliğin yapılması için herkes bir yıl süreyle emek verirken engelleme yapanları da eleştirmek gerekiyor. Onların da tırnak içinde hakkını teslim etmek gerekiyor. Ankara Büyükşehir Belediyesi`nin engelleme yapmaya çalışma hakkını huzurlarınızda teslim etmek istiyorum. Bilimsel bir etkinlikler için sadece bildirim yapmak gerekli izin bile almak gerekmez. Etkinliğin duyurusu için Eskişehir Yolu üzerine bez afişler asmıştık. Bizim bez afişlerimiz Büyükşehir Belediyesi tarafından toplatıldı. Kamu kurumu niteliğinde olan Meslek Odamızın üç saygın üniversite ile yaptığı etkinliğin afişleri toplanıyor ancak bazı derneklerin afişleri haftalarda aylarca orada durabiliyor. Bize belediye yetkilileri tarafından söylenen ‘buralara bu tür duyuruların asılamayacağı` idi. Ancak burada şunu anladık sadece EMO Ankara Şubesi`ne değil kendilerine biat etmeyen herkese yasak dedikleri alan var o alanı kendileri diledikleri gibi kullanıyorlar. Bilim ve teknolojinin gelişimine katkı bulunanlara destek vermek yerine engelleme yapıldığını sizlerin huzurunda deşifre etmek istiyorum.

Zaman zaman bize siyaset yapıyorsunuz biraz sivri dillisiniz diye eleştiriler geliyor. Yaşananlardan sonra şunu görüyorum ki bizim daha sivri dilli olmamız gerekiyor, bundan sonra siyaset yapılması gerekiyor çünkü hayatın her alanı siyaset. O anlamda 80`li yılların ortalarında çok sorulan bir soru vardı `12 Eylül`ün öncesine mi dönmek istiyorsunuz?` deniliyordu. Ben bugün tekrar söylüyorum bu ülkenin tek kurtuluşu 12 Eylül öncesine dönmek. Yoksa hayatın ticarileştiği güç ve çıkar cenderesi içinde yok olup gideceğiz."

"HES`lerle ilgili Türkiye`nin her yeri kaynıyor"

Elektrik Elektronik Mühendisliği Günleri etkinliği ile bilimsel içerikle teknik konuların toplumsal hayata yansımalarıyla birlikte mesleğin tüm yönlerinin tartışmaya açılacağını kaydeden Pektaş sözlerini şöyle sürdürdü, " Bizim etkinliklerde başka örgütler kurumlar gibi kendimiz gibi düşünmeyenleri engelleme onları çağırmama yok sayma gibi anlayışımız yok. Farklı da olsa düşünceler dile getirilsin istedik. Bu etkinlik de amacımız aynı şekilde herhangi bir konuda sadece katılımcıları yönlendirmek ya da onları belli düşünceye angaje etmek değil o konuyla ilgili farklı düşünceleri dile getirecek zemin oluşturmak. TMMOB`nin ve Odamızın genel yaklaşımı budur. Bizim gibi düşünmese bile insanların burada düşüncelerini dile getirmesine fırsat verilecektir. Hem de bizim sesimizin kısılmak istenmesine rağmen bizim sesimizi kısmak isteyenlere de burada söz vereceğiz.

Bu etkinliğin Ankara`da yapılmasının bir çok olumlu yanları var. Bu çalışmayı yaparken şunu düşündük, Ankara Türkiye`nin başkenti 5 milyona yaklaşan nüfusuyla Ankara`nın orta yerinde. Yaygın meslek alanına yönelik her türlü tartışmayı bu etkinlik kapsamında yapabilelim istedik. İnsan sağlığı ile ilgili çevre ile ilgili insanın konforu ve yaşam standardıyla ilgili ekonomi ile ilgili tüm tartışmaları yapabilelim dedik. Bu tartışmalar sadece panel düzeyinde değil bilimsel içerikte olsun diye düşündük. Toplumsal ihtiyaçların dile getirildiği tartışılabildiği zemin olsun istedik.

Etkinlik çerçevesinde toplumun da bu anlamda ihtiyaçlarını belirleyip tartışabilelim daha güzel dünyaya nasıl ulaşabilirizi tartışalım istedik. Bütün bunları yaparken bir başkentin bilimsel etkinlik yapma gibi bir alanda kültürünün gelişiminde katkı sunmayı da görev bildik. Elektrik Elektronik Mühendisliği konusunun seçilme nedenine gelirsek, hayatımızın her alanında bu meslek alanıyla ilgili tartışmaların olduğunu görüyoruz. Nükleer santrallerle ilgili tartışmalar ortada Japonya`da patlayan Fransa`da çatlayan nükleer tesisler ortada buna rağmen hala nükleer inadı ortada. HES`lerle ilgili Türkiye kaynıyor, özellikle Karadeniz kaynıyor. Ne yazık ki basın özgürlüğünün olmadığı sansürün olduğu bir ülkede kısmen duyabildiğimiz olaylar bile HES`ler konusunda vatandaşın düşüncesinin tepkisinin dikkate alınmadığını görüyoruz. Termik santralleri konusunda da sadece enerji üretip buradan kar elde etmeyi isteyen çabaların olması bizi üzüyor. Elektromanyetik dalgalarla ilgili toplumun sıkıntıları ortada. Haberleşme ile ilgili sıkıntıları sorunları biliyoruz. Tele kulak hayatımızın parçası olmuş durumda, enerji üretim iletim dağıtım ile ilgili sorunları biliyoruz. Bu etkinlikte mühendislik eğitimini tartışacağız, teknoloji fakülteleri konusunda bir gelişme var biliyorsunuz bununla ilgili tartışmalar yapılacak. Program konusunda her türlü eleştirinize önerilerinize açık etkinliktir. Bu konuyla ilgili desteğinizi bekliyorum.

Bu etkinliğin Odamıza ülkemize bütün üniversitelerimize toplumumuza dünyamıza değerli katkılar sunmasını bekliyorum umut ediyorum."

Pektaş`tan sonra etkinlik açılışında söz alan EMO Yönetim Kurulu Başkanı Cengiz Göltaş da yaptığı konuşmada şöyle konuştu; "EMO Ankara Şubemizin Bilkent, Gazi ve Kırıkkale Üniversiteleri ile birlikte düzenlediği "Elektrik Elektronik Mühendisliği Günleri"nde başta üniversitelerimiz olmak üzere emeği geçen tüm kurum ve kuruluşlar ile Odamız çalışanlarını kutluyorum.

EMO olarak yıllardır kendi meslek alanlarımızı ilgilendiren konularda ulusal ve uluslararası düzeyde birçok sempozyum ve kongrenin altına imza atıyoruz. Tüm bu mesleki faaliyetlerimizde temel anlayışımız;  mühendislik hizmetlerinin gelişmesinde ve topluma sunulmasında  bilim ve tekniğin  kamu yararına uygulanması için çaba göstermek olarak özetlenebilir.Başka bir ifadeyle, bugün mühendislik  alanlarımızdan yaşadığımız dönemin temel sorunlarına yanıtlar üretirken mesleki demokratik bir kitle örgütü olmanın sorumluluğu ile davranmayı,  ülkemizin sorunları ile mesleğimizin sorunlarını ortak bir zeminde çözmeyi geçmişten bugüne temel anlayışımız olarak sürdürüyoruz. Sözlerimin başında bu önemli etkinlik ortamından yararlanarak  Odamızın kurumsal yapısı ve çalışmaları hakkında sizlere kısaca bilgi vermek isterim. Elektrik Mühendisleri Odası bugün 14 Şube, 112 İl ve İlçe Temsilciliği, 170 işyeri temsilciliği ile ülkemizin her köşesinde örgütlü bir güç olarak faaliyetlerini sürdürmektedir.Halen  mühendislik  fakültesi bulunan 93 üniversitenin bizim ile ilgili 196 bölümünde her yıl  14.116 genç öğrenim görmekte ve elektrik, elektronik, bilgisayar, biyomedikal, kontrol, telekomünikasyon, yazılım, enerji, haberleşme unvanları ile  her yıl aramıza yeni meslektaşlarımız katılmaktadır.Bugün Odamızda 21 ayrı mühendislik unvanı altında 43 farklı iş alanında 44.500`e ulaşan üyeye 67`si Mühendis olmak üzere 247 çalışanımız ile hizmet vermeye çalışıyoruz.

Bilim ve teknolojinin tanımı, tarihin gelişiminden buyana her zaman egemen ideolojinin ve iktidar uygulamalarının toplumu biçimlendirmek istediği şekle göre değiştirilmek istenmiştir. Ancak bilim için doğa ve toplumun gelişim, ilerleme yasalarını anlamak, buradan elde edilen bilgiyi toplumun hizmetine sunmak; insanın ve doğanın zenginliğini, yine insan ve doğanın ihtiyaçları doğrultusunda kullanılabilir hale getirmek; insanlığın bolluk içerisinde, sağlıklı, mutlu, eşit ve özgür yaşamasının olanaklarını ilerletmek, bu uğurdaki çalışmaları sistemli bir hale getirmek namuslu, onurlu her bilim insanının üzerinde birleşebileceği akla uygun en geçerli tanım olmuştur. Üniversiteler ise, bilimin konusunu oluşturan bütün alanlarda, bilimin amacına ve işlevine uygun olarak araştırma ve üretim içerisinde olan, bu temelde lisans ve lisansüstü öğrenim veren, öğrencileri bilimsel ve mesleki bir formasyona kavuşturan kurumlardır.Üniversite ve bilimi birleştiren böylesine bir tanım, ülkemizde 1980`li yıllardan buyana ülkemizin bütün alanlarında yaşanan neo-liberal yapısal dönüşüm ile birlikte  anlamını yitirmiş,  üniversiteler üzerinde siyasi iktidarların yaratmaya çalıştığı baskı ve şekillendirme çalışmaları ile bilimsel demokratik ve özerk yapısı olmayan piyasa kavramına endeksli bir üniversite yaşamı şekillendirilmiştir. Tüm bu koşullar içerisinde, geldiğimiz noktada üniversitelerin akademik ve idari özerkliğini kaybettiği, mali sorunlarını piyasa koşulları içerisinde çözmek ile karşı karşıya kaldığı, siyasi iktidarların, sermayenin ve kimi zaman da dinin baskısı altında toplumsal amaçlara uygun bilim üretme ve nitelikli insan yetiştirme işlevini önemli ölçüde kaybettiği bir dönemden geçiyoruz.

AKP`nin iktidara gelmesinden buyana sekiz kez üniversiteler akademik faaliyetlerine başlamışlardır. Her fırsatta 12 Eylül`ü ve başta YÖK olmak üzere 12 Eylülün yarattığı kurumları eleştiren AKP`nin, geçen sekiz yılda üniversiteler ve bilimin üzerindeki baskıları azaltmak bir yana daha da arttırdığı görülmektedir. İktidarın ilk dönemlerinde hükümet ile YÖK arasında yaşanan gerilim ise, üniversitelerin ve bilimsel faaliyetin özgürleşmesi ve daha nitelikli bir hale gelmesi değil, üniversitelerin üzerindeki iktidar mücadelesi olarak YÖK`ün kendi denetimleri altına alınması meselesi olarak sonuçlandırılmıştır.Sonuçta, Ülkeler bilim insanlarının yaptığı çalışmaların teknolojiye aktarılması ve üretime yönelik yapılan çalışmalar ile ilerlemekte, böylece gelişmişlik düzeylerini arttırabilmektedirler. Türkiye`de uzun dönemdir uygulanan ekonomik ve sosyal politikalar sonucu; yatırım, üretim ve sanayileşmeden uzaklaşılması, mühendislerin eğitim sürecini, üretim sürecindeki konumlarını, çalışma koşullarını, çalışma alanlarını, mesleki beklentilerini olumsuz yönde etkilemiştir.

Değerli Meslektaşlar;

Mühendislik temel olarak, güncel bilgi, formasyon temelli, evrensel yaklaşımlarla insan yaşamını iyileştirmeyi amaçlayan ve mevcut sorunların belirlenmesinden çözümlenme süreçlerine kadar araştırma, teknoloji geliştirme,  bilginin ekonomik ve toplumsal yarara dönüşmesi için tasarım yeteneklerini öne çıkartan bir meslek dalıdır. Mesleğin uygulama alanı yönünden eğitimin niteliği, doğa ve kültürel çevrenin tahribi; birey ve toplum sağlığının riske girmesi gibi kamusal alana zarar verebilecek pek çok uygulamaya neden olabilmektedir. Bu nedenle mühendislik mesleği altyapı sorunları çözülmüş, çağdaş ve bilimsel niteliklere sahip kaliteli bir eğitimi zorunlu kılmaktadır.Üniversitelerin Anayasanın 130 ve 131. Maddelerinde tanımlandığı şekilde, çağdaş, eğitim, öğretim esaslarına dayanan bir düzen içinde, ülkenin gereksinimlerine uygun insan gücü yetiştirmek amacıyla, ülkeye ve insanlığa hizmet etmek üzere, ülke düzeyine dengeli bir biçimde yayılması gözetilerek, yasayla kurulacağı belirtilmiş olmasına rağmen, Ülkemizde mühendislik eğitimi için açılan bölümler ve arttırılan kontenjanlar açısından planlama anlayışının olmaması, başka bir deyişle başta kalkınma planları olmak üzere evrensel ilkelerin gereklerine göre değil, siyasetin dönemsel taleplerine göre üniversitelerin açılmış olması, yeni mezun genç arkadaşlarımızın çalışma yaşamlarına başlarken beklentilerinden uzak sorunlu bir döneme, hele son dönemde işsizlik ile karşı karşıya kalınan bir sürece itilmelerinin en büyük nedeni olmuştur.Elektrik Elektronik Mühendisliği Günleri kapsamında ülkemizde enerji ve iletişim boyutunda yaşanan gelişmeleri bir çok boyutuyla tartışma olanağı bulacağız. Odamız enerji ve iletişim politikaları konusunda bugüne kadar iki temel anlayışın altını ısrarla çizmiştir. Bulardan ilki planlama kavramı içinde kaynakların verimli olarak kullanılması, ikincisi ise bu stratejik öneme sahip temel altyapı hizmetlerinin kamusal hizmet anlayışı ile toplumun ihtiyaçlarına uygun olarak yönetilmesidir.

Bugün elektrik elektronik mühendisliği günlerinde daha güzel bir tablonun etrafında konuşmalar  yapmayı, iletişim alanında çalışan meslektaşlarımızın arttığı, iletişim alanında daha fazla AR-GE ve üretim yapıldığı, kendi kendine yetebilen, Bilgi Teknolojileri alanında dışa bağımlı değil dış satım yapan bir ülke olduğumuzu  konuşmak isterdim. 

Telekomünikasyon alanında yıllık dış alım dış satım arası fark 1,5 milyar dolarlar mertebesinde. Bu rakamlar cari açık olarak, vergi olarak, fazla çalışma saatleri olarak tüm çalışanların sırtına biniyor. Geçtiğimiz yılı düşündüğümüzde "İletişim" kelimesi yanında en fazla "özgürlük" kelimesini gördük.  Doğası gereği kanunlarla korunan iletişim özgürlüğü en fazla talep ettiğimiz özgürlüklerin başında gelmeye başladı. İnternette kaç sitenin kapatıldığını bilmiyoruz. Ancak, son yıllarda kapatılan site sayısının 30 bin-50 bin arasında olduğunu tahmin edebiliyoruz.  Sadece son 1 ayda çıkan haberleri incelediğimizde gündemde olan internetin güvenli kullanımına dair alınan kararlarda şüpheler öne çıkıyor. Bir filtreleminin uygulanacağı biliniyor.  Nasıl belirleneceği belli olmayan ak-kara listelerle girdiğimiz, bizim için zararlı olmayan sitelere gene devletimiz karar veriyor olacak.21. Yüzyılda Adalet Kalkınma ve ileri demokrasi söylemleri altında 70 bin kişiyi yani bin vatandaşımızdan birinin görüşmeleri resmi yollardan dinleniyor. Bu dinlemelerden yazılan iddianamelerle 57 gazeteci ile en fazla tutuklu gazeteci olan ülke Türkiye.  Güvenlik vb. resmi gerekçelerle dinlenenlerin dışından yasa dışı dinlemelerde de bariz bir artış olduğunu söyleyebiliriz. Son seçim süreci servis edilen siyasi komplo görüntülerinin olduğu bir ortamda geçti. Bu görüntülerin yasadışı olduğunu ve suç olduğunu kabul etmeyen yok. Tüm bunlara rağmen hepimizin yaşadığı gibi bu suçla mücadele etmek suçluları bulmak yerine hükümet bu görüntülerin haberleştirilmesini ve daha fazla kişiye ulaşmasını haber alma hürriyeti olarak lanse etmeye çalıştı.Kısacası değerli katılımcılar, biraz önce verdiğim örnekler ve daha bunlara ekleyebileceğimiz bir sürü örneklerle dolu günlerde bu etkinliği düzenliyoruz.  Özgürlüğünden, paylaşımına, erişimine, halkın tamamınca kullanımına,  istihdamına, iletişim alanındaki gelişmeler umut vaat etmiyor. Bu etkinlik çerçevesinde bunların hepsi tarihe birer not olarak düşülecektir.

Günümüzde Enerji Kaynaklarının kullanımı üretim ve tüketim politikalarını değerlendirirken  bir çok farklı unsuru bir arada tartışmak zorundayız. Bugün ülkeler enerji politikalarını oluştururken, çevre, ulaşım, tarım, turizm, ulusal güvenlik, dış politika, kalkınma ve sanayileşme süreçlerini de dikkate almak zorundalar. Elbette bu  denli yaşamsal bir faaliyeti sürdürmek, bugün enerjinin çevre sorunlarını gözeten bir noktada en az toplumsal maliyet yaratılarak ve enerjinin en yüksek düzeyde etkin ve verimli kullanılması sağlanarak mümkün olacaktır. Bugün Enerji Verimliliği dünyada enerji politikaları ve stratejileri  içerisinde son derece önemli bir yer tutmaya devam ediyor.

Ülkemizde yerli enerji kaynaklarının kullanım oranları  ile elektrik üretim ve tüketim değerleri dikkate alındığında yüzde 70`leri aşan çarpık ve dışa bağımlı bir enerji politikasının yıllar içinde ısrarla sürdürüldüğü görülmektedir. Yaratılan bu durumun en çarpıcı yansıması pahalı elektrik olarak karşımıza çıkmaktadır. Zaten uzun yıllar içerisinde başta doğalgaz ve giderek artan ithal kömür  ithalatı nedeniyle büyük bir maliyet ile karşı karşıya kalan ülkemiz, bu durumun sonucu olarak da 1 kwh`lik elektriğin fiyatında dünya ve OECD ülkeleri ortalamasının iki  katı pahalı elektrik ile yurttaşlarını karşı karşıya bırakmaktadır. Özellikle son iki yılda sanayide ve meskenlerde kullanılan elektriğe yüzde 72 oranında zam yapılması ile sanayinin rekabet gücü ve toplumun yaşam standardı daha da düşmüştür.

1985 Yılında 9121 MW`lık bir kurulu güçle 36 Milyar kwh`lik bir tüketimin olduğu bir Türkiye`den bugün 51.000 MW kurulu gücü aşmış ve 210 milyar kwh`lik  bir elektrik tüketimi olan bir Türkiye`ye gelinmiştir. Yani Değerli Meslektaşlarım, Kurulu Güç ve Elektrik tüketimi son 25 yılda yüzde 500 artmıştır. Bu durum gelişme ve sanayileşme sürecinde Enerji Politikalarında belirlenecek öncelikler açısından  karar alma ve uygulama süreçlerinde bulunanların sorumluluklarını, yani meselenin ne denli önemli olduğunu bizlere göstermektedir. Bu nedenle, bugün enerji politikalarını tartışırken son 25 yıl içerisinde yapılan tercihler ve sonuçlarını da tarihsel, sosyal ve siyasal bir bütünlük içinde görmeliyiz. 

Ancak böyle bir sorgulama ile enerji sektöründe yaşanan neo-liberal piyasa ekonomisinin yarattığı bir sonuç olarak, kurulu gücümüzün neden yüzde 65`inin fosil yakıtların tüketildiği termik santrallerden oluştuğunu, yine bu yüzde 65`lik termik gücün yüzde 17`lik yerli linyit santraller dışında kalan yaklaşık yüzde 50`sinin başta doğalgaz olmak üzere ithal kaynaklar ile elektrik üretimine yönlendirildiğini, bu amaçla 1990 yılında 3 milyar 246 milyon metre küp olan doğalgaz ithalatının 2010 yılında hangi mantıkla 33 milyar 247 milyon metreküpe  çıktığını ve 4628 Sayılı Elektrik Piyasası yasası ile ülkemiz elektrik enerjisinin ucuz, sürekli, çevreye uyumlu ve güvenilir hale getirilip getirilmediğini, sektörde yaşanan serbestleştirme, özelleştirme süreçlerinin gerek sektörde çalışanların iş ve istihdamında, gerekse mevcut talep artışına uygun yeni yatırımların planlanması ve hayata geçirilmesinde ne tür olanaklar sağlayıp sağlamadığını, yerli ve yenilenebilir enerji kaynaklarının üretim içindeki payının bu yapısal dönüşümle ne oranda değerlendirilebildiğini, nükleer santral kurma çalışmalarının hangi teknik, sosyal ve hukuksal zemine dayandırıldığını, enerjinin etkin ve verimli kullanılmasının hangi bütünlük içinde ele alındığını hep beraber sorgulamalıyız.

Tüm bu tartışmaları 3 gün boyunca değişim oturum başlıklarında konuların ilgili tarafları ile tartışacağız. Sözlerime son verirken 3 gün sürecek bu önemli etkinlikte tüm katılımcılara, konuşmacılara, panelistlere, sempozyumun düzenlemesinde emeği geçen Ankara Şubemizin değerli yöneticileri üyeleri ve çalışanlarına saygıdeğer meslektaşlarıma teşekkür ediyorum."

"Elektrik Elektronik Mühendisliği Ar-Ge Günleri" olmalı

Kırıkkale Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Veli Çelik de etkinliğin gelecekteki adına yönelik olarak öner getirerek önümüzdeki dönemlerde bu etkinliğin "Elektrik Elektronik Mühendisliği Ar-Ge Günleri" olmasını istedi.Çelik şunları söyledi;, "Kırıkkale Üniversitesi Rektörlüğü adına sizleri selamlıyorum. Sayın Ramazan Pektaş Bey`in öneri sözüne bir cevap olarak ‘Elektrik Elektronik Mühendisliği Ar-Ge Günleri` olarak ismini değiştirelim talebini sunuyorum. Burada Sayın Başkanlarımız sınıflarda alışkın olmadığımız tabloyu sunmuş oldular. Biz daha çok öğrencileri motive edici, geleceği daha parlak gösteren yönleri öne çıkartmayı yeğliyor tüm çalışmalarımızda bunu ortaya koyuyoruz. Kırıkkale Üniversitesi Elektrik Elektronik Mühendisliği bölümü 15 yıldır faaliyetlerini sürdürüyor. Bu çalışmaları sırasında Gazi ve Bilkent Üniversiteleri`nden önemli destek alıyoruz. Milletin en önemli kıymetli varlıkları olan gençleri yetiştirmek belli mesleği kazandırmak sadece üniversitelerin kârı değildir diye düşünüyorum. Odaların da kısmen bir takım bütçelerle bir takım desteklerle öğrencilere sunmaları çok yerinde uygun davranışlardır. Bu etkinliğin devamını diliyorum."

"Savaşa karşı barışı, sermayeye karşı emeği, gericiliğe karşı bilimi, bireyciliğe karşı toplumculuğu, egemene karşı ezileni, kötüye karşı iyiyi savunmaya devam etmeliyiz."

Çankaya Belediye Başkan Yardımcısı Ali Ulusoy`un yaptığı konuşmada şunları söyledi,

"Elektrik Mühendisleri Odası Ankara Şubesi ile Gazi, Bilkent ve Kırıkkale Üniversitesi Elektrik Elektronik Mühendisliği Bölümlerinin birlikte düzenlediği "Elektrik Elektronik Mühendisliği Günleri" etkinliğinde sizlerle birlikte olmanın değerini çok iyi bildiğimi ve bundan büyük mutluluk duyduğumu belirtmek isterim.

Değerli katılımcılar bilimin ve bilimsel düşüncenin her geçen gün daha da değersizleştirildiği, kazanılmış haklarımızın gasp edildiği ve örgütlülüğümüze yönelik saldırıların arttığı bir dönemden geçiyoruz.

Aynı zamanda emekçilerin yaşamının iyice zorlaştığı, savaş siyasetinin yükseldiği ve otoriter baskının giderek arttığı bir dönem bu.Amerika Birleşik Devletlerinin krizi tüm dünyanın krizi haline getirilmeye, uluslararası düzeyde geri bırakılmış ülkelere, ulusal düzeyde de emekçi sınıflara fatura edilmeye çalışılıyor. Yolsuzluk dosyalarını araştıran savcılar herkesin gözü önünde görevden alınıyor ve haklarında soruşturma açılabiliyor.Fikir özgürlüğü ve ifade hakkı ortadan kaldırılıyor, gazeteciler sadece mesleklerini yaptıkları için cezaevlerine atılıyor, toplum korku ve sindirme politikaları altında eziliyor.Üniversiteler bilimden uzaklaştırılarak iktidar yanlısı proje üreten kurumlar haline getiriliyor.Sermayeye, suyun metalaştırılmasına ve HES`lere karşı çıkarak hayatın ve doğanın katliamına direnenler, karşılarında devletin kolluk güçlerini buluyor ve hapishanelere gönderiliyor.Bu ve benzeri örnekleri çoğaltmak ne yazık ki mümkün. Daha fazlasına gerek duymadan neler yapmamız gerektiği üzerine düşünmeyi sürdürmeliyiz. Savaşa karşı barışı, sermayeye karşı emeği, gericiliğe karşı bilimi, bireyciliğe karşı toplumculuğu, egemene karşı ezileni, kötüye karşı iyiyi savunmaya devam etmeliyiz.

Modern teknoloji ve uygulamalar elbette pek çok büyük gelişmeye katkı sunuyor. Elektrik elektronik mühendisliği, yazılım ve donanımın öneminin hiç olmadığı kadar arttığı bu çağda, her zamankinden daha da önemli bir meslek alanı haline geliyor.Fakat teknoloji ve toplum arasındaki ilişki düşünüldüğünde, modern teknoloji ve uygulamaların avantajları yanında üzerine düşünülmesi gereken birkaç önemli noktayı tartışmak da yine bizlere düşüyor.

Bu önemli noktalardan ilki, modern teknoloji ve uygulamaların, bizim gibi azgelişmiş ülkelere bir pazar ve yayılma stratejisi olarak ithal ediliyor olmasıdır.

Teknolojinin hayatın antidemokratikleşmesi ve çalışma yaşamının gayri-insani hale getirilmesindeki rolüne karşı, hem çalışma yaşamının insanileştirilmesi,  hem de tüm toplumsal yaşamın demokratikleştirilmesi için özgün ve yaratıcı teknoloji üretim, kullanım ve paylaşım süreçlerinin hayata geçirilmesine dönük çabalar da özellikle bize önemli bir görev yüklemektedir. Tüm bunların ışığında, Elektrik Mühendisleri Odamızın üniversitelerimizle birlikte düzenlediği bu etkinliğin, bilimsel akla olan inancın bir ifadesi ve yukarıda bahsetmeye çalıştığım büyük uğraşın bir bileşeni olduğunu söylemek gerekmektedir. 

EMO, mesleğin teorik birikimini uygulama ihtiyaçlarıyla birleştirmeye yardımcı olacak bu etkinlikle hem akademik hem de pratik olarak önemli bir donanımı bizlere sunarak topluma yarar üretmektedir.  Odalarımızın en önemli görevlerinden olan, üniversitelerimizin çok değerli çalışmaları ile mesleği ve meslektaşları buluşturmayı somutlaştıran bu etkinlikte emeği geçenleri kutluyor, katılımcılara değerli katkıları için şimdiden teşekkür ediyor ve hepinizi bir kez daha saygı ve sevgiyle selamlıyorum."

Gazi Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Rıza Ayhan da yaptığı konuşmada özetle şunları söyledi; "Konuşmamda iki konuya özellikle temas edeceğim bir teşekkürüm var bir de özrüm var. Teşekkürüm bu toplantıyı tertip eden arkadaşlara. Böyle bir toplantıyı tertip etmek başlangıçta Cengiz Bey`in de ifade ettiği gibi uzun bir emeğin ürünü. Burada tartışmalar olacak tebliğler sunulacak onların organizasyonu çok güç. 21. Yüzyıl dünyasına baktığımızda bu toplantıların yapılması elzem, mutlaka yapılmalı. Ne diyoruz çağımıza bilgi çağı diyoruz. Dünyada ve ülkemizde bilginin üretilme hızı olağanüstü arttı. Tüm bilgiye ulaşabilmek bilmemiz gerekenleri şahsen takip etmek neredeyse imkansızlaştı. Bildiklerimizi paylaşmak gerekiyor. Paylaşmak aslında azaltmak anlamına geliyor. İki şey vardır ki bunlar paylaştıkça çoğalır bunlardan birisi bilgi diğeri sevgidir. Meslektaşlar arasında dayanışmayı gerçekleştiren arkadaşlarımıza olumsuz şartlarda gerçekleştiren arkadaşlara şükranlarımı sunuyorum.

Bunun Ankara`da yapılması bizim için ayrı bir ehemiyete haiz. Ankara Türkiye Cumhuriyeti için fevkalade önemlidir. Kendimizi övmek suretiyle yer edinmek için söylemiyorum ama Ankara`nın üniversiteleri Türkiye`nin medarı iftiharıdır. Ankara`nın üniversiteleri sadece Türkiye`de değil 166 üniversitenin bulunduğu Türkiye`de değil dünyada kendisini kabul ettirmiş üniversitelerdir. Muasır devletler seviyesi üzerine çıkma hedefimizi şiar edinmişsek Ankara`ya gereken önemin verilmesi ve ona göre faaliyetlerin yönlendirilmesi artırılması gerekir. Ankara`yı sevenlerin Ankara`nın Türkiye Cumhuriyeti açısından önemini idrak edenlerin Ankara`da bu nevi toplantıları yetkin ve seçkin üniversitelerin huzurunda mutlaka yapması gerekir.Bir özrüm var bu etkinlik Gazi Üniversitesi Mühendislik Fakültesi konferans salonlarında yapılacaktı. Mühendislik Fakültesi uzun süredir bakımsızdı, derslikleri laboratuarları binanın harici görünüşü eğitim dönemine yetiştirilmek üzere geniş bir tadilat projesi hazırladık. Projeyi zamanında başlattık fakat bizden kaynaklanmayan bürokratik engellemeler ile dersleri başlatabildik ama inşaat artıklarını tamamen temizleyemedik affınıza sığınıyorum. Bundan sonraki toplantıları Gazi Üniversitesi`nde görmekten memnun olacağım."

 

Açılış konuşmalarının ardından çağrılı konuşmacı Prof. Dr. Abdullah Atalar "Elektrik Elektronik Mühendisliğine Genel Bakış" sunumunu yaptı.

Aynı gün Özel Oturum-1`de Oturum Başkanlığı`nı Bilkent Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ayhan Altıntaş`ın yaptığı etkinlikte "Nanoteknoloji Uygulamaları" ele alındı.

Etkinlik ilk günü Panel-1 "Uydu Teknolojileri ve Uygulamaları" konusu tartışıldı. Etkinliğin ilk günü izleyicilerin sorularının katılımcılar tarafından yanıtlanması ile sona erdi. Etkinliğin ilk günü akşamı katılımcılara yönelik bir de kokteyl düzenlendi.