Cinsiyetçiliğin yol açtığı sorunların toplumsal roller/kimlikler ile tüm kadınlarda olduğu gibi kadın mühendislerin yaşamlarına da fazladan yük eklediğini bu yük neden gösterilerek iş yaşamında ayrımcılık yaratıldığını kaydeden Ebru Akgün Yalçın`ın mesajı şöyle; "Kadınlar toplumsal cinsiyet rollerini kadınlara biçtiği ‘görevler (!) nedeniyle aile hayatından itibaren olması gerekenden fazlasını yüklenmişlerdir. Görmezden gelinen ‘yaşlı ve çocuk bakımı, ev temizliği, yemek yapımı gibi işleri içeren e içi emeği` kadın ve erkeğin eşit paylaşması gereken bir sorumlulukken sadece kadının görevi (!) olarak algılanmaktadır.
Mühendislik melse alanı düşünüldüğünde ise, cinsiyete dayalı ayrımcılığın sadece toplumsal cinsiyet rolleri dolayısıyla yaşanan sosyal bir sorun olmadığını görmekteyiz. Teknik bilgi ve içeriğe dayalı, bilimsel metotlarla çalışılan mühendislik alanında kadın meslektaşlarımıza yönelik önyargıları sıkça yaşamaktayız. Bu yargılar sadece toplumsal yaşamdaki geleneksel ayrımcılığı desteklemekle kalmıyor, aynı zamanda mesleğimize dair verimliliğimizi ve birer mühendis olarak topluma karşı yerine getirmeye çalıştığımız mesleki sorumluluklarımızı da olumsuz etkiliyor.
Meslek alanlarımızda yaşadığımız sıkıntıların en önemlilerinden birisi de, bahsettiğimiz ‘toplumsal cinsiyet rolleri` bahane edilerek kadın mühendislerin işlerine yeterli özeni göstermeyeceği önyargısıdır. Çünkü tüm toplumu gözünde bir kadın mühendis önce kadındır. Mühendis kadınların yaşadığı sorunlar;
İşlerinde eksik/yetersiz görülme,
Eğitimde cinsiyet ayrımcılığına maruz kalma veya erkek mesleği olarak görülen bir alandaki kendini yabancı hissetme,
Mobbing ve tacize karşı açık hedef olma, mesleki eğitim olanaklarından eşit faydalanamama,
Terfilerde ayrımcılığa uğrama,ucuz işgücü olarak değerlendirme,
Doğum ve süt izni gibi özlük haklarından faydalanma konusunda işverenlerinin yoğun baskısı altında kalma,
Haksız rekabete uğrama olarak kendini göstermektedir.
İstihdamda, ücretlendirmede, özlük haklarında ve görev tanımlarının yapılmasında yaşanan bu olumsuzluklar, kadın mühendislerin çalışma hayatını zorlaştırmaktadır.
Kadınların yaşamın kıyısında değil bilakis ta ortasında var olduklarını göstermek ve yaşanan ayrımcılığın son bulmasını sağlamak için eğitimden, çalışma yaşamına kadar yaşamın her alanında bir dizi düzenlemeye gidilmelidir. Toplumsal cinsiyet rollerinden uzakta, ‘kadın işi`, ‘erkek işi` ön yargılarından arınmış herkesin arzı ettiği meslek dalında yetiştirilebileceği, kadın erkek herkesin parasız olarak ve eşit koşullarda erişilebileceği bir eğitim sistemi oluşturulmalıdır. Çalışma yaşamında, toplumsal cinsiyete bağlı iş bölümü sonucu, teknik, yönetim ve bütünleme gerektiren işlerde kadınlara karşı ayrımcılık uygulanmamalıdır. Ücretlerin düşürüldüğü, daha esnek çalışma şartlarının getirildiği, denetimsiz, sendikal hakların ortada kaldırıldığı bir işgücü piyasasına karşı mücadele etmeliyiz ki ancak birlikte mücadele ettiğimiz taktirde kadına yönelik ayrımcılık ve şiddetin biraz olsun önüne geçebiliriz. Bu vesile ile 155 yıldır süren mücadelenin kıyısında, köşesinde, ortasında veya yanında duran tüm kadınların ‘8 Mart Dünya Kadınlar Günü`nü kutluyorum."