Hazırlık çalışmaları Şubemiz tarafından yürütülen İstanbul Barosu ve İstanbul Tabip Odası ile birlikte düzenlenen 2. Elektromanyetik Alanlar ve Etkileri Sempozyumu çalışmaları 8 Kasım günü açılış töreni ile başladı. Yıldız Teknik Üniversitesi Oditoryumundan 2 gün boyunca süren sempozyumun açılış töreninde ilk olarak Sempozyum Düzenleme Kurulu Başkanı Berker Özağaç konuştu. Sempozyumun ikincisinin gerçekleştirildiğini hatırlatan Özağaç, aradan geçen iki yıllık dönemde Türkiye ve dünyada yaşanan gelişmelerin, bilimsel ve teknik çalışmaların paylaşılacağını vurguladı.
Sempozyumun üç meslek odasının çalışmaları ile düzenlendiğini aktaran Özağaç, düzenleme, yürütme ve bilim kurulunda yer alarak çalışmalara katkı koyanlara teşekkür etti. Sempozyumda bildiri sunacaklara, panel katılımcılarına ve davetli konuşmacı Prof Dr. Henry Laiye teşekkür etti. Elektromanyetik alanlara ilişki Türkiyede çok ciddi çalışmalar yapıldığına işaret eden Özağaç, "Ülkemiz, bu alanda nitelikli bilimsel çalışmaların yapıldığı, konunun öneminin farkında olan hatırı sayılır insanın gelişmeleri izlediği bir durumdadır. Umarız konunun yetkilileri, buradaki mühendislik, sağlık ve hukuk disiplinlerinin bir arada ortaya koyacağı birikimden, ülkemiz ve insanlarımız yaralanır."
"Kirlilik Korkutuyor"
Özağaçın ardından kürsüye gelen İstanbul Tabip Odası Yönetim Kurulu Başkanı Taner Gören, doktora çalışması sırasında elektriğin insan sağlığı üzerine etkilerini incelediğini belirterek, konuya ilişkin çalışmaların Miletli Thalesin a kadar uzandığını ve statik elektrik ile ilgili Thalesin sözleri bulunduğunu ifade etti. 5. yüzyılda yapılan çalışmalarda ise elektriğin sağlık üzerine etkilerine ilişkin ilk hayvan deneylerin yapıldığını hatırlatan Gören, radyo frekans dalgalarının yarattığı elektromanyetik alanların insan sağlığı üzerine etkilerine ilişkin daha çok çalışma yapılması gerektiğini ifade etti. Elektromanyetik alanların ciddiye alınması gerektiğine vurgu yapan Gören, ilk sempozyuma katkı sağlayan Prof. Dr. Hilmi Sabuncuyu andığını ifade etti. Son günlerde Marsa yolculuğa ilişkin çalışmaların yeniden gündeme geldiğini belirten Gören, insanoğlunun cep telefonu, baz istasyonları, hidroelektrik ve nükleer santralların çevre veya sağlık üzerindeki etkilerine ilişkin sorunları çözmeden yaşamaya devam etmesin sonucu Marsa taşınmayı gerektirebilecek kadar kirlenebileceğine kaydetti.
Teknolojide Güç Odakları
Şubemiz Yönetim Kurulu Başkanı Beyza Metin ise konuşmasına Doç. Dr. Yurdakul Ceyhunu anarak başladı. İnsanın daha iyi bir yaşam seviyesine ulaşmak için son yüzyıllarda bilimsel çalışmalar ile önemli bir mesafe kaydettiğine dikkat çeken Metin, konuşmasını şöyle sürdürdü:
"Ancak gelişen teknolojinin tek bir kanalda ilerlediğini, yapılan bütün çalışmaların sadece insanlığın hizmetine sunulduğunu söylememize engel olan birçok negatif tarihsel deneyim bulunmaktadır. Teknolojinin özel kesim ve grup çıkarları için yanlı ve yanlış kullanımı, teknolojik gelişmelerin doğasından çok buna hakim olan güç ve odakların niyetleriyle de yakından ilgilidir.
Sürekli olarak gelişen teknolojilerin öngörülemeyen zararlı veya zararlı olması muhtemel nesnel çıktılarının bertaraf edilmesinin öncüleri de yine bilim insanları, aydınlar ve onların kurumları, odalarımız ve üniversiteler olmalıdır, olacaktır."
Elektrik-elektronik alanındaki çalışmalar sonucunda, elektrik üretiminde, haberleşme, biyomedikal alanlarına kadar uzanan çok sayıda cihazın hayatımızın önemli bir parçası haline geldiğine işaret eden Metin, "Bugün bu cihaz ve sistemleri kullanmaktan vazgeçme lüksümüz olmadığına göre, bu alanda etkin düzenleme, yönetim ve denetimi de birlikte sürdürmek zorundayız" diye konuştu.
Yaşam alanlarımızın yüksek gerilim hatları, trafo merkezleri ve sayıları 85 bine varan baz istasyonları ile kuşatıldığını kaydeden Metin, "Burada vatandaş olarak, tüketici olarak sormamız gereken birinci soru, bu kadar tüketimin, bu denli yaygın kullanımın gerçekten gerekli olup olmadığıdır" dedi. Tüketim ideolojisinin gerekli olanla olmayan, ihtiyaçla ile gösteriş, kullanma zorunluluğu ile özenme arasında bir bulanıklık yarattığına dikkat çeken Metin, konuşmasını şöyle sürdürdü:
"Mesleki ve teknik insanlar olarak her an yanıtı aramamız gereken soru ise, insanlığın teknolojinin nimetlerinden azami olarak yararlanmasını sağlarken, olumsuz etkilerini asgariye indirmek için ne yapmalıyız?, Hiçbir şey yoktan var olmadığına göre bilimsel çalışmalarımızı insanlığın hizmetine sunarken, doğal ve tarihsel kaynak ve zenginliklerimizi tahrip etmeden nasıl geleceğe taşıyabiliriz? olmalıdır. Çünkü yaşlı küremizin kaynakları sınırlı ve yenilenme döngüsü insanlığın tüketim ivmesinden yavaştır. Çünkü bütün mühendislik alanları, tıbbın ilk kuralı olan önce zarar verme ilkesiyle çalışmazsa, çok yakın gelecekte yaşam alanlarımız hiçbir devridaim makinasının telafi edemeyeceği, geri dönülmez bir tahribatla yüzyüze kalacaktır.
"Biz, teknoloji düşmanı değiliz, mühendislerin teknolojiye karşı olması gibi bir durum gelecekte de söz konusu olamayacaktır. Ancak, teknolojinin nimetlerinden yararlanırken, kullanım sürecinde oluşabilecek olumsuzlukları en aza indirecek önlemlerin alınması ve bu konuda toplumun bilgilendirilmesi öncelikli görevimizdir. Bu görev ve sorumluluk, devlet kurumlarının da öncelikli görev ve sorumluluğu olmalıdır. Bu alanda çalışan şirketlerin faaliyetlerinin engellenmesi değil amacımız; ama insan sağlığıyla ilgili düzenlemeler konusunda sorumluluklarını da yerine getirmeleri gerektiğine inanıyoruz. Uluslararası standartların ülkemizde de gözetilmesini, düzenli olarak denetim ve ölçümlerin yapılmasını, bilgi ve verilerin şeffaf bir biçimde paylaşılmasını istiyoruz. Bütün yetkili kurumları, yapılacak düzenleme ve tasarruflarını, meslek odalarıyla, bilim insanlarıyla ve üniversitelerle paylaşarak yapmaya davet ediyoruz. Biz yıllardır bu düşünceleri savunuyor ve her platformda ilan ediyoruz. Ancak üzülerek belirtiyorum ki, bizleri sürekli siyaset yapmakla eleştirenler, halkımızı ve kamuyu bu derecede yakından ilgilendiren ve sağlımıza açısından bu kadar önem taşıyan bu etkinliklerimize katılmaktan imtina ediyorlar. Bu alanları düzenleme ve denetleme sorumluluğu olan Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumunun (BTK), sempozyumumuza kurumsal katılımını görmeyi çok istedik ama ne yazık ki çağrılarımıza yanıt alamadık."
Bağımsızlık Vurgusu
Meslek örgütlerinin sorumlulukları gereği meslek alanlarına yönelik kurultaylar, kongreler ve sempozyumlar gerçekleştirdiğini kaydeden Metin, "Tüm bu etkinlikleri tarafsız, bilimsel ve hiçbir kurumun vesayeti altında olmadan yapmamızı bağımsız işleyişimize ve üyelerimizden aldığımız desteğe borçluyuz. Hangi siyasal çevre hangi iktidar olursa olsun mesleğimizi halkımızın çıkarına kullanmak bizim ana ilkemizdir. Ne yazık ki son zamanlarda ard arda çıkan Kanun Hükmünde Kararnameler (KHK) ile odalarımızı yetkileri, alandaki denetimleri ve üye sicillerini tutmaları engellenmeye çalışıyor."
Torba yasa ile mesleki denetim uygulamalarının kısıtlanmaya çalışıldığını hatırlatan Metin, bu kez EMOnun da aralarında TMMOBa bağlı odaların Bakanlar Kurulu kararnamesi ile bakanlığın idari ve mali denetimi altına sokulmak istendiğine dikkat çekti. TMMOB Kanununa 12 Eylül döneminde eklenen bir maddenin gündeme getirildiğini kaydeden Metin, konuşmasını şöyle sürdürdü:
"AKP iktidarı 12 Eylül darbecilerinin getirdiği ama bugüne kadar ne darbecilerin ne de sonraki hükümetlerin uygulamadığı vesayet sistemini uygulama kararı aldı. Doğal ve tarihi zenginliklerimizi talan etmeyi, çevre ve kent rantını insanlığın geleceğini tehlikeye sokma pahasına ticari bir meta haline getirmeyi hedefleyen politikalar, bu yağma ve talanın karşısında hiçbir haklı ve bilimsel karşı duruş görmek istemiyorlar. Bize emanet bırakılan zenginliklerimizi geleceğe taşımamızın önündeki bütün olanakları yok etmeye çalışıyorlar.
"Tüm bu baskı ve yıldırma politikalarına karşın bizler, tıpkı bugün olduğu gibi birlikte çalışmaya ve üretmeye; bilimi, teknolojiyi, hukuku halkımız yararına kullanmak için mücadeleye devam edeceğiz. Meslek odalarımız, yeni dönem içerisinde, bugüne kadar sürdürdüğümüz kamusal yarar ilkesi doğrultusunda çalışmalarına devam etme noktasında kararlıdır. Bunun için özellikle insan sağlığına, çevre sağlığına, kent sağlığına ilişkin pek çok temel konudaki duyarlılıklarımızı kamuoyuyla paylaşmaya; yaşamımız için, onurumuz ve mesleğimiz için mücadele etmeye devam edeceğiz."
Beyza Metinin konuşmasının tamamını görmek için bakınız.
Metinin ardından kürsüye gelen EMO Yönetim Kurulu Başkanı Cengiz Göltaş ise konuşmasına Doç. Dr. Yurdakul Ceyhun ve Yüksek Mimar Oktay Ekinciyi anarak başladı. EMO Üyesi Ceyhunun elektronik sanayi başta olmak üzere ülke kalkınmasına katkı sağladığını vurgulayan Göltaş, Ekincinin ise yaşamını ülkemizin doğal ve kültürel değerlerinin korunmasına adadığını kaydetti.
Teknolojinin gelişimi ile beraber son on yılda elektronik cihazların sayısının ve kablosuz iletişim teknolojilerinin kullanımın artması ile elektromanyetik alanlara maruz kalma oranın artığını vurgulayan Göltaş, radyo frekansı (RF) elektromanyetik alanların Dünya Sağlık Örgütü Uluslararası Kanser Araştırmaları Ajansı tarafından "olası kanserojen" olarak sınıflandığını ancak sağlık üzerindeki etkilerinin ilerleyen yıllarda daha detaylı olarak ortaya konabileceğini belirtti.
Elektromanyetik alanlara sağlığı olumsuz etkilemediği bilimsel olarak tespit edilene kadar, ihtiyatlı yaklaşılmasını gerektiğini dikkat çeken Göltaş, "Konuyla ilgili mevzuat ve uygulamalar bu yaklaşımla ele alınmalıdır" diye konuştu.
"Toplumsal İhtiyaçlar İçin Teknoloji"
EMOnun etkinliklerinde meslek alanlarındaki bilimsel ve teknolojik gelişmelerle ilişkisini kurarken, toplumsal yarar ve halk sağlığı ekseninde bir bakış açısını öne çıkarmayı çalıştığına dikkat çeken Göltaş, konuşmasını şöyle sürdürdü:
"Böyle baktığımız içinde TMMOB ve Odamız 1970lerden bugüne bilimin ve teknolojinin siyaset ve ideoloji dışı, kendi başına bir gelişme çizgisine sahip olmadığına inanıyoruz.Diğer taraftan, biliyoruz ki bilimle demokrasinin gelişmesi de her zaman birbirine koşut olmamıştır. Kimi zaman kesitlerinde bilimin ve teknolojinin gelişmesi baskıcı yönetimler altında da sürmüştür. Dolayısıyla, bilim ve teknoloji, toplumsal yapı ve ilişkilerle her zaman iç içe olmuştur. Bu nedenle, özgürlük ve eşitlik mücadelesinde, bilim ve teknoloji politikaları kendi başına ele alınamaz; sanayileşme, özelleştirme, gümrük birliği, uluslararası anlaşmalar, devletin biçimi, sınıflararası güçlerin hepsi bu politikaların oluşturulmasında etkilidir. Özetle, bilim ve teknolojinin toplum yararına kullanılması bir iktidar sorunudur.
Teknoloji sadece teknik ya da makinalar bütünü değil, aksine kendisi ile beraber sosyal bir örgütlenmeyi de beraberinde getiren kapsayıcı bir uygulamadır. Teknoloji transferinin azgelişmiş ülkelerde uygulanmasının kültür emperyalizmine yol açması bu nedenledir. Bilim ve teknolojinin yıllardır toplumsal ihtiyaçlar için değil de, kapitalist kar için kullanılması, bugüne kadar doğayı tahrip etti. İnsanlığın kendisine, tarihine ve geleceğine yabancılaşmasına aracılık etti.
Bilim ve teknolojinin kendisi de bu ortamda biçimlendi. Toplum, insan ve doğayı tahrip etmeyen, gerçek gereksinimler için oluşturulacak bilim ve teknoloji politikaları, bilim ve teknolojinin bu mevcut yapısını, üretiliş biçimini de sorgulayan ve eleştiren bir yaklaşımla oluşturulmalıdır. Örneğin, teknoloji politikaları, teknolojiyi, yalnızca üretim araçları ve tekniklerden ibaret tanımlamamalıdır. Üretim bilgi ve becerisi ile üretimi gerçekleştirmek için gerekli kafa ve kol emeğinin örgütlenmesi de teknolojinin alanına girer.
Alternatif teknoloji politikaları bu eksende biçimlendirilmelidir. Odamız, Türkiyede kamu yararını gözeten, emek eksenli, bütünlüklü ve gerçekçi bilim ve teknoloji politikalarının hazırlanması ve uygulanmasını amaçlar."
Sempozyumun elektromanyetik alanların insan sağlığına etkileri ve konunun hukuksal boyutları hakkında bilgi paylaşımının sağlanmasını amaçladığını belirten Göltaş, "Elektromanyetik kirlilik yaratan elektrikli cihazlar, cep telefonları, kablosuz vericiler gibi sistemlerin sağlık etkilerini en aza indirecek şekilde kullanımı konusunda bilinç oluşturulması büyük öneme sahiptir" diye konuştu.
Kamu Denetimi Vurgusu
Enerji nakil hatları, trafo merkezleri ve baz istasyonları gibi tesislerin yerleşiminin insan sağlığı açısından planlanması gerektiğini ifade eden Göltaş, "İlgili mevzuatın yetersizliği ve uygulamalardaki yanlışlıklar, halk sağlığını tehdit eden sonuçlar yaratabilmektedir. Bu konuda ülkemizde yürürlükteki standartlar ve mevzuat değerlendirilerek geliştirilmelidir" diye konuştu. Uygulamalardaki yanlışlıkların giderilmesinde denetimlerin büyük payı olduğunu vurgulayan Göltaş, konuşmasını şöyle sürdürdü:
"Kapsama alanının genişletilmesi, yüksek bant genişliği ve veri iletim hızının sağlanması için servis sağlayıcı firmalar ticari bir yaklaşımla baz istasyonu ağlarını geliştirmektedirler. Halk sağlığını yakından ilgilendiren bu alandaki uygulamalarda plansızlığın önlenmesi ve kamu yararının gözetilmesi için mevcut ve yeni baz istasyonu kurulumu uygulamalarının kamu eliyle denetiminin gerçekleştirilmesi gerekmektedir.
Baz istasyonlarının kamufle edilerek toplumdan gizlendiği sıklıkla görülmektedir. Bu uygulamalar sonlandırılmalı, uyarı levhaları ve baz istasyonlarına ait ölçüm bilgileri tesislerin üzerinde yer almalı, ayrıca yerleşim alanlarındaki baz istasyonlarının yerlerinin İnternet üzerinden yayımlanması sağlanmalıdır. Bu tür tesislerin kurulması için yer seçimi aşamasında çevrede yaşayanların görüşleri dikkate alınmalıdır."
Okullara "Kablolu" Erişim Önerisi
Milli Eğitim Bakanlığı tarafından yürütülen Fatih Projesine dikkat çeken Göltaş, bu kapsamda 570 bin dersliğe LCD panellere sahip etkileşimli tahta ve İnternet ağ altyapısı sağlanarak tüm öğrencilere tablet dağıtılacağını belirtti. Türkiye genelinde Eylül 2013 itibari ile 217 okulda öğrencilere tablet dağıtıldığını kaydeden Göltaş, konuşmasını şöyle sürdürdü:
"Kablosuz İnternet ağları, olası kanserojen olarak nitelenen radyo frekans (RF) elektromanyetik alan yaratmaktadır. Bir derslikteki 30 öğrencinin her birinde kablosuz ağa bağlanan tablet bilgisayarların bulunmasıyla, ortamdaki elektromanyetik kirliliğin limit değerleri aşması söz konusu olacaktır. Üstelik, çocukların olası biyolojik etkilere karşı yetişkinlerden çok daha hassas olduğu bilinmektedir. İhtiyat ilkesi gereği, okullarda İnternet erişiminde kablolu sistemler kullanılmalıdır."
"Periyodik Ölçümler Yapılmalı"
Çocukların cep telefonu kullanımının özendirilmemesi gerektiğini kaydeden Göltaş, elektromanyetik kirliliğin yoğun olduğu iş yerlerinde periyodik ölçümler yapılması ve işçi sağlığı açısından gerekli önlemlerin alınması için düzenleme yapılmasını istedi.
Dünya Sağlık Örgütü Elektromanyetik Alanlar Proje Yöneticisi Emilie Van Deventerın elektromanyetik alan maruziyetlerinin sağlık etkilerine dair daha fazla araştırma yapılarak belirsizliklerin giderilmesi çağrısında bulunduğunu hatırlatan Göltaş, uluslararası ortak ve kanıt bazlı referans değerlerin belirlenmesi ve toplumsal bilinçlendirme çalışmaları yürütülmesini istedi.
EMOnin 2011 yılında ilkini düzenlediği sempozyum ikincisinin çevre ve halk sağlığı için atılması gereken adımlara ilişkin somut sonuçlar üreteceğine inandığını vurgulayan Göltaş, "Bu alandaki bilgi birikiminin güncel gelişmeler ışığında değerlendirilmesi için oluşturulan bu ortama emeği geçen herkesi bir kez daha kutluyoruz" diye konuştu.
"Yağma Yok TMMOB Var"
Yaklaşık iki ay sonra EMOnun kuruluşunun 60. yılını kutlayacaklarını ifade eden Göltaş, 60 yıldır EMOnun faaliyetlerinde toplumsal fayda ve ülke çıkarlarını ön planda tutuklarına işaret etti. Demokrasisi gelişmiş ülkelerde teknik sempozyumların açılışında, teknik konuşmaların yeterli olacağını ifade eden Göltaş, Türkiyede siyasi iktidarlın yarattığı anti-demokratik ortamın kürsü konuşmalarını değiştirdiğini ifade etti. Meslek odalarının bilimsel-teknik etkinliklerini sürdürmeye çalıştığı bu dönemde AKPnin ise iktidarı boyunca yarattığı yandaş kurumları arasına TMMOB da eklemek için kanun hükmünde kararnameler hazırladığına işaret eden Göltaş, konuşmasını "Yağma yok TMMOB var" ifadeleri ile tamamladı.
TMMOB Yürüyüşünü Sürdürecek
Göltaşın ardından konuşan TMMOB Yönetim Kurulu Üyesi Kübülay Özbek ise elektromanyetik alanların çevre ve insan sağlığına olan etkilerinin sempozyum boyunca mühendisler, doktorlar ve hukukçular tarafından ele alınacağına ve hep birlikte bu birikimden faydalanacaklarını ifade etti. Elektromanyetik alanlar konusunda düzenlenen sempozyumun sonuçlarının siyasi iktidar ve bu alanda çalışan şirketler tarafından dikkat alınması gerektiğine işaret eden Özbek, konuşmasını şöyle sürdürdü:
"Ne yazık ki ülkemiz bir türlü normalleşemediği için teknik sempozyumlarda bile söz, siyasi konulara hatta kendi dertlerimize geliyor. Siyasi iktidar, meslek odalarının kanunlarında bir takım değişiklikler yaptı. O dönem TMMOB Kanununa ilişkin değişikleri de gündeme getirdiler. Ancak bazı meslek örgütlerinden yaptıkları değişiklikleri tepkiler üzerine TMMOB Kanununda değişiklik yapamadılar. Daha sonra bir gece yarısı İmar Kanunnda yaptıkları bir değişiklik ile mesleki denetimi ortadan kaldırmak istediler."
AKPnin kendi düzenlediği bütçenin bile Sayıştay tarafından bile denetlenmesine izin vermediğini hatırlatan Özbek, "Bugün TMMOBa bağlı odaları bakanlıkların mali ve idari denetimi altına 12 Eylül ürünü bir kanun maddesini gerekçe göstererek sokmak istiyorlar" diye konuştu. 12 Eylül döneminde bile işletilemeye cesaret edilemeyecek kadar anti demokratik olan kanun maddesinin dayanak yapıldığı kararnameden sonra TMMOBnun daha kararlı bir tutum alacağına vurgu yapan Özbek, "TMMOB bugün Teoman Öztürkün ifade ettiği bilim ve tekniği toplum yararına kullanma hedefine doğru daha kararlı yürümektedir" diye konuştu.
Cep Telefonu Kullanmak Sağlığınızı Etkiler mi?
Açılışın ardından davetli konuşmacı ABD Washington Üniversitesi Biyomühendislik Bölümünde Prof. Dr. Henry Lai "Cep Telefonu Kullanmak Sağlığınızı Etkiler mi?" başlıklı sunumunu gerçekleştirdi. Cep telefonların etkilerine ilişkin dünya genelinde çok sayıda bilimsel çalışma yapılmakta olduğuna dikkat çeken Lai, cep telefonlarında 800 ile 2000 Mhz frekansları arasındaki bantları kullandığını kaydetti. 2013 yılı sonu itibari ile dünya genelinde 6.8 milyar kişinin cep telefonu kullanmasının beklendiği belirten Lai, cep telefonlarının sağlık üzerine etkileri çok düşük olsa bile etkilenen insan sayısının büyüklüğü nedeni ile konunun oldukça önemli olduğunu kaydetti.
Temel olarak araştırmaların cep telefonu ile beyin ve kulak bölgesindeki tümör ve kanserler arasında bir ilişki olduğunu gösterdiğini vurgulayan Lai, konuya ilişkin yeterli çalışma olmadığına da vurgu yaptı. Cep telefonlarından yayılan radyo frekansı dalgalarının yüzde 70inin insan vücudu tarafından emildiğine işaret eden Lai, farklı teknolojilerinin etkilerinin çeşitlilik gösterebileceğini ifade etti. Dördüncü nesil cep telefonu şebekelerini kullanan cep telefonlarının farklı dalgalar yaydığını belirten Lai, insan vücuduna etkisinin de değişik olacağını vurguladı. Manyetik alanların serbest radikallerin faaliyetlerini artmasına neden olduğuna ilişkin araştırmalar olduğunu kaydeden Lai, bu faaliyetlerin artması ile DNAnın zarar görme ve kansere yol açma ihtimalinin oluştuğunu kaydetti. Bazı çalışmaların da elektromanyetik alanların kanın beyin içindeki akışına etkisini araştırmaya yöneldiğini ifade eden Lai, hayvanlar üzerinden manyetik alanların kısa ve uzun süreli hafıza üzerine etkilerine ilişkin deneyler yaptıklarını anlattı.
Beyin Fonksiyonları Etkileniyor
Elektromanyetik alanların hem kısa hem de uzun süreli hafızayı etkilediğini deneyden örnekler ile anlatan Lai, elektro manyetik alanların beyin fonksiyonları ve genetik yapıya olan etkilerinin de araştırıldığını kaydetti. Dünya genelinde yürütülen bu alanda yürütülen çalışmalarının yüzde 20sinin Türkiyede gerçekleştirildiğine değinen Lai, sunumundan Türkiyeden Prof. Dr. Nesrin Seyhanın çalışmalarına da değindi. Uzun süreli elektromanyetik alanlara maruz kalmanın DNA yapısına zarar verebileceğine ve aşırı zarar görmesi sonucu beyin hücrelerinin ölebileceğini ifade eden Lai, uzun süre maruz kalmanın Parkinson hastalığına neden olabileceğini vurguladı. Elektromanyetik alanların Parkinson hastalığının tedavisinde de kullanılmasına ilişkin bilimsel çalışmalarda olduğunu kaydeden Lai, bilimsel çalışmalarının finansman kaynağına bağlı olarak farklı sonuçlar verdiğine dikkat çekti.
"Şirketler Araştırmaları Manipüle Ediyor"
"Cep telefonu şirketlerinin desteği ile gerçekleştirilen araştırmalarda elektromanyetik alanların genetik yapıya etki edebileceğini gösteren sonuçları ancak yüzde 38 düzeyinde gerçekleşmiştir. Ancak üniversiteler ve bağımsız kamu kuruluşları tarafından mali olarak desteklenen araştırmalar içinde genetik yapı etkileniyor sonucunun oranı yüzde 64e yükseliyor. Dolayısıyla araştırmalara bilimsel olsalar dahi finans kaynaklarını ile birlikte değerlendirilmeleri gereklidir" ifadeleri ile kapitalist sistemin bilimsel araştırmalarının objektifliğine zarar verdiğini ifade etti. 2011 yılında Uluslararası Kanser Araştırma Ajansının (IARC) cep telefonun 2B olarak tabir edilen olası kanserojen sınıfına soktuğunu kaydeden Lai, bilimsel araştırmaların uzun süreli cep telefonu kullanımının beyin tümör olasılığını artırdığını gösterdiğini belirtti.
Türkiyeye Uyarı
Gençler ve çocukların daha yüksek risk grubunda olduğunu ifade eden Lai, Türkiyede yapılan bir araştırmaya göre erkeklerin sperm kalitesi ve hareketliğinin de etkilendiğini kaydetti. Baz istasyonlarına ilişkin ölçümlerde Türkiyede ortalama santimetrekare başına 3 mikro watt güç yoğunluğuna ulaşıldığını kaydeden Lai, bu düzeyin diğer ülkelerin oldukça üstünden olduğu uyarısında bulundu.
Mesleki Maruziyet Masaya Yatırıldı
Davetli konuşmacının ardından EMO Yönetim Kurulu Üyesi Erhan Karaçayin yönettiği "Elektromanyetik Alanlar ve Mesleki Maruziyet (Sunukluk) başlıklı iki panel oturumu gerçekleştirildi. Oturumların ilkine ODTÜ Kuzey Kıbrıs Kampüsünden Yrd. Doç. Dr. Tayfun Nesimoğlu, Gazi Üniversitesi Non-İyonizan Radyasyondan Korunma Merkezinden Uzman Gaye Sezgin ve Sakarya Üniversitesi Elektrik Elektronik Mühendisliği Bölümünden Prof. Dr. Osman Çerezci konuşmacı olarak katıldı. Karaçayın yönetiminde yapılacak aynı başlıklı ikinci oturumda ise Ege Üniversitesi Tıp Fakültesinden Prof. Dr. Ali Osman Karababa, İşyeri Hekimi Dr. Mustafa Özcan, İş Güvenliği Uzmanı Turgay Özcan ve Tepa Tıbbi ve Elektronik Ürünlerden Fikret Küçükdeveci yer aldı.
Ardından düzenlenen "Çok Düşük Frekanslı Elektromanyetik Alanların Çevre ve İnsan Sağlığına Etkileri" başlıklı üçüncü oturum ise İTÜ Elektrik Elektronik Fakültesinden Prof. Dr. Özcan Kalenderli yönetti. Bu oturuma ODTÜ Kuzey Kıbrıs Kampüsünden Yrd. Doç. Dr. Murat Fahrioğlu, Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesinden Prof. Dr. Süleyman Daşdağ, Yıldız Teknik Üniversitesi Elektrik Elektronik Fakültesinden Prof. Dr. Nurettin Umurkan, Ege Üniversitesi Tıp Fakültesinden Doç. Dr. Raika Durusoy, Gazi Üniversitesi Non-İyonizan Radyasyondan Korunma Merkezinden Yrd. Doç. Dr. Bahriye Sirav ve Türkiye Elektrik İletim A.Şden Yener Akkaya konuşmacı olarak yer aldı.
Sempozyum çalışmaları kapsamında panellerin yanı sıra farkı salonlarda akademik bildirilerin sunumu ve ilköğretim öğrencilerine bilgilendirme çalışmalarının yapıldığı paralel oturumlar gerçekleştirildi.
2. Elektromanyetik Alanlar ve Etkileri Sempozyumu çalışmaları kapsamında ikinci gün (9 Kasım 2013) ilk olarak "Radyo Frekans ve Mikrodalga Elektromanyetik Alanların Çevre ve İnsan Sağlığına Etkileri" başlıklı oturum gerçekleştirildi. Gazi Üniversitesi Non-İyonizan Radyasyondan Korunma Merkezinden Prof. Dr. Nesrin Seyhanın yönettiği oturuma, EMOdan Tarık Öden, Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesinden Prof. Dr. Çağatay Güler, Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesinden Arş. Gör. Arın Tomruk, Vestelden Dr. Başak Özbakış, Huaweiden Mert Topçu sunumları ile katıldı.
Bu oturumun arından Dr. Mustafa Sülkünün yönetiminde "Yurttaş Tepkisi-Deneyimler" başlıklı forum düzenlendi. Forum öncesinden Dr. Mustafa Sülkü, baz istasyonlarına ilişkin ülke genelinde gerçekleşen halk hareketlerinden örneklerin anlatıldığı bir sunum gerçekleştirdi. Sülkünün sunumunun ardından İstanbul Üsküdardan Hacer Yozgatlı mahallelerinde baz istasyonlarına karşı yürütülen mücadeleye ilişkin bilgiler verdi. Elektrik Yüksek Mühendisi Ziya Çallı, TÜKODER Genel Başkan Yardımcısı Aysel Can Ekşi, Demet Ağaoğlu ve Süleyman Daşcan kendi deneyimlerini katılımcılara aktardı.
Hukuksal Düzenlemeler Tartışıldı
Atılım Üniversitesinden Prof. Dr. Nükhet Yılmaz Turgutun yönettiği "Elektromanyetik Alanların Yönetimi ve Hukuksal Düzenlemeler" başlıklı oturuma geçildi. Bu oturumda EMOdan Nusret Gerçek, Çevre Mühendisleri Odasından Av. Emre Baturay Altınok, Şehir Plancıları Odasından Erhan Demirdizen, Bursa Barosundan Av. Cankat Taşkın ve Sakarya Üniversitesi Elektrik Elektronik Mühendisliği Bölümünden Prof. Dr. Osman Çerezci yer aldı.
Bu oturumun ardından EMO Yönetim Kurulu Yazmanı Mehmet Bozkırlıoğlunun yönettiği "İnsan ve Çevrenin Elektromanyetik Alanlardan Korunması" başlıklı panel düzenlendi. Bu oturuma İstanbul Barosundan Av. Çağdaş Aru, Kadıköy Belediyesinden Şule Sumer, Nilüfer Belediyesinden Mustafa Bozbey, Çayyolu Elektromanyetik Kirlilikten Korunma Derneğinden M. Ramazan Öngöre, Çevre Hukuku Derneğinden Hasan Sever ve İstanbul Kuş Gözlem Topluluğundan Dr. Tansu Tuncalı konuştu.
Sempozyum çalışmaları kapsamında iki gün boyunca farkı salonlarda akademik bildirilerin sunumu ve ilköğretim öğrencilerine bilgilendirme çalışmaları da yapıldı.