TMMOB İzmir İKK Dönem Sekreteri Ferdan Çiftçi, Gezi direnişinin yurttaşların kentlerine sahip çıkmaları doğrultusunda önemli bir adım olduğunu ve direnişin, TMMOB`nin yaşanabilir bir ülke mücadelesinde yalnız olmadığını gösterdiğini ifade etti. Çiftçi, "Kentimiz, ancak ona sahip çıktığımız, kentle ilgili karar alma süreçlerine müdahil olabildiğimiz ölçüde doğru, planlı, sağlıklı ve güvenli gelişebilir. İzmir`de kent ve kentlilik bilincinin oluşması` ve İzmirlilerin bu bilinçle kentlerine sahip çıkmaları önem taşımaktadır. Sempozyumun bu doğrultuda yararlı sonuçlar doğuracağına inanıyoruz" dedi. EXPO 2020 sonucunun şaşırtıcı olmadığını, İnciraltı bölgesinin ranta dayalı planlanması yerine tarımsal çalışmalar göz önüne alınarak planlanması tehlikesine değindi. Yerel yönetimlerin, TMMOB İzmir birimleriyle ortak çalışmasının her zaman önemli olduğuna vurguladı.
Sempozyum Yürütme Kurulu adına Melih Yalçın, İzmir`in kısa ve uzun vadedeki gelişimine dair oluşturulması gerektiğine inanılan perspektife katkıda bulunulmasının amaçladığını belirterek, sempozyum programına dair bilgilendirmede bulundu.
TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Soğancı, Kentlerin çağdaş toplumlara yakışır biçimde yönetilmediğini dile getirerek, kentlerin daha yaşanabilir olması doğrultusunda TMMOB olarak çeşitli illerde benzer sempozyumlar yaptıklarını ve yapmaya devam edeceklerini söyledi. "Hükümet eğer Gezi`de bir örgüt arıyorsa örgüt buradadır. TMMOB olarak bir buçuk yıl önce İstanbul`da Taksim`deki düzenlemeye karşı çalışmalar yaptık ve direnişle Taksim Dayanışma Platformu`nda yer alan bir örgütüz" dedi.
Bornova Belediye Başkanı Kamil Okyay Sındır; yerel yönetimlerin kente dair planlamalarının hükümet tarafından engellendiğini planlama yetkilerinin ellerinden alındığını söyledi. Planlamada çok başlı bir dönemden geçilmekte olduğunu belirterek, bir önceki sempozyumun kendisi için çok verimli olduğunu hatırlattı ve İzmir 2. Kent Sempozyumu`nun da yerel yönetimlere aday olacaklara yol gösterici olacağına inandığını paylaştı.
CHP İzmir Milletvekili Alaattin Yüksel, TMMOB`nin çalışmalarına büyük önem verdiklerini ve sempozyumun da yerel yönetim seçimleri öncesinde büyük önem taşıdığını belirtti. İlk gün gerçekleştirilen "İzmir`in Enerjisi ve Doğal Kaynakları" oturumunda meslektaşlarımız üç adet sunum gerçekleştirdi; Elektrik Mühendisi Dilek Menteşeoğlu tarafından gerçekleştirilen "İzmir`deki Kent Aydınlatmasına Yönelik Olumsuz Uygulamalar ve Çözüm Önerileri" sunumunda kent aydınlatmasının önemi, yanlış uygulamaların yol açtığı sorunlar sorunların giderilmesi için öneriler ile kent aydınlatmaları kapsamında plan, proje, onay ve denetim konularının önemine değinildi.
Elektrik Elektronik mühendisi Doç. Dr. Özgür Tamer tarafından gerçekleştirilen "Hücresel İletişim Sistemi ve Kentiçi Uygulamaları" bildirisinin sunumunda mobil iletişim araçlarının gelişimi, 850 MHz, 900 MHz, 1800 MHz frekans bantlarının kullanımının gelişimi, 3N ve 4N sistemlerin gelişimi, bu gelişime paralel olarak kent içi hücresel iletişim sisteminin ekipmanlarına ait uygulamalar katılımcılarla paylaşıldı. Daha sağlıklı iletişim sağlanabilmesi ve kent içi uygulamalar için aşağıdaki öneriler dile getirildi.
Operatörlerin ihtiyacı bir tüketime çevirme yönündeki kampanyaları denetim altına alınmalıdır,
Kapasite ve ihtiyacı nedeni ile sürekli baz istasyonlarının yerleri, yerel yönetimler, meslek odaları, üniversiteler, BTK ve operatörlerin yer aldığı ortak bir kurul aracılığı ile belirlenmelidir,
-Roaming uygulamaya konul-malıdır.
EMO İzmir Şubesi Enerji Komisyonu tarafından hazırlanan "Kentiçi Dağıtım Şebekelerinde Yaşanan Sorunlar ve Daha İyi Bir Dağıtım Şebekesi İçin Öneriler" bildirisi komisyon başkanı Elektrik Mühendisi H. Avni Gündüz tarafından sunuldu. Ülkemizde üretim, iletim ve dağıtım ayrı birimlere bölündüğü, bu bölünme sanal olarak ve çeşitli gerilim seviyelerinde bulunan sayaçlar yoluyla gerçekleştirilmeye çalışıldığı ve elektriğin fiziki olarak üretildiği anda tüketilen bir enerji olduğuna değinildi. Kaliteli elektrik enerjisinin; kesintisiz olması gerektiği, Gerilim düşümünün belirlenen değeri aşmaması gerektiği, Frekansın belirlenen sınırları içinde tutulması gerektiği ve Harmonikler korunmuş olması gerektiği dile getirilerek en önemli konunun kaliteli, ucuz ve erişilebilir elektrik enerjisinin kullanılabilir olduğu bir kez daha hatırlatıldı.
"Kent Hakkı ve Kent Yönetimi" paneli
30 Kasım 2013 günü gerçekleşen panelde Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nilgün Toker Kılınç, Siyaset Bilimci Cihan Uzun Çarşılı Baysal ve İzmir Barosu`ndan Şenol Karaaslan konuşmacı olarak katıldılar. Nilgün Toker Kılınç, Türkiye`de bugün demokratik kent arayışından bahsediliyorsa, Gezi`ye referans yapmadan başlanamayacağını ifade ederek, "Gezi, bir kentin isyanı olarak başlayıp birçok kentin isyanına dönüştü. Bu, bir kentin yeniden ele geçirilme mücadelesiydi. Mücadelenin kendisi bir kazanımdı. Gezi, devrimci bir çığlık gibiydi" dedi. Kentte iradi olarak yaşarsınız. Kent, ekonomik bir ilişkiler ağı olarak kurulmuştur ve zorunluluğun değil, özgürlüğün alanıdır. Bir arada yaşama iradesine sahip olanların yaşam alanıdır.
Kentin yapısı, kapitalizmle beraber radikal olarak değişti. Kent, kişinin iradi olarak seçtiği yer değil, doğduğu yer haline geldi. Kentin sahipleri ve kentli olmayanlar ayrımı, bu hiyerarşi kentin yapısını bozan başlıca faktörlerdendir. Kentin sahip olması gereken eşitlik bağı, kentin tarihi içinde bozulmuştur.
Neoliberalizm, kent kavramını tümüyle değiştirdi. Kenti büyük bir işletme olarak düşündüğünden kent, kâr-zarar hesabı üzerinden organize edilmeye başlandı.
Kent hakkı` kavramı, kentte yaşayanların iradelerini geri almalarına dairdir. Demokratik bir kent inşası, kentteki her türlü hiyerarşinin ortadan kalkmasıyla olur. Kent hakkı mücadelesi, kenti yeniden kent yapma mücadelesidir. Kent hakkı kavramı, kentin yeniden bizim olmasını istemekten ibaret. Ancak bunun için demokratik bir kent inşa etmeliyiz.
Cihan Uzunçarşılı Baysal, kentin kullanım değerinin yerini, neoliberalizm ile birlikte değişim değeri`nin aldığına dikkat çekerek, "Neoliberal kent, yüzde 1`in kent hakkına sahip olduğu kenttir. Bu kentlerde, Gezi`de gördüğümüz gibi daralan, özelleştirilen agoralar vardır. Sermayenin kentsel mekanları istila ettiği bir düzendeyiz. Meydanlar AVM`leştikçe, vatandaşlık taleplerinin agoralarının yerini tüketim tapınakları alıyor" şeklinde konuştu. Kentsel dönüşümün, sermayeye mahalleler üzerinden yer açmayı amaçlayan bir süreç olduğunu belirten Baysal, şunları söyledi:
"Bu, etnik temelli ayrımcılıkla tanıştığı zaman çok daha vahim bir durum alıyor. Neoliberal otoritaryanizm, her türlü toplumsal talebi bir güvenlik meselesi olarak algılıyor. Gezi`de de bunun örneğini gördük. Gezi, sosyal adalet temelli bir başkaldırıydı ve deneyimlenmesi bile çok önemliydi. Gezi ruhunu, bütün siyasetin üstünde bir baskı unsuru olarak korursak başka bir Türkiye`yi de elde edeceğiz."
Panelin son konuşmacısı Avukat Şenol Karaaslan, öncelikle kentin sorunlarının ve bu sorunlara karşı hak arama yönteminin belirlenmesi gerektiğini dile getirerek, "Kent hakkı, hukuki bir argüman olmaktan ziyade siyasi ve felsefi bir ağırlık taşıyor. Ancak bu, hukuksal bir düzenleme olmayacağı anlamına gelmiyor" dedi. Kent sakinlerinin, kendilerini kent yönetimine katabilme yollarını açmalarının gerektiğini belirten Karaaslan, "Sadece seçimle bir hakkın elde edilebileceğini düşünmemeliyiz. Ezilenlerin ortaklaşa bir biçimde çığlıklarını ortaya koymaları gerekir. Kente yabancılaşmış olanların da aynı şeyi yapması gerekir. Gezi, ezilenlerin ve yabancılaşmış olanların ortaklaştığı bir alandı" ifadelerini kullandı.
Nasıl Bir Kent istiyoruz? Resim yarışması
TMMOB 2. İzmir Kent Sempozyumu kapsamında ilköğretim öğrencileri arasında düzenlenen "Nasıl Bir Kent İstiyoruz?" konulu resim yarışmasıyla 5, 6, 7 ve 8. Sınıf öğrencileri arasında kent yaşamına, kentlilik bilincine ve kentin sorunlu yönlerinin çözümüne ilişkin gençlerimizin düşünce, görüş ve önerilerini resim yoluyla aktarılması amaçlandı.
Yarışmaya gönderilen 354 resim jüri tarafından değerlendirilerek dört tanesi ödüle, 51 tanesi sergilemeye değer görüldü. Resimler sempozyum süresince sergilenirken katılımcıların beğenisini kazandı. Dereceye girenlere ödülleri 30 Ekim tarihinde düzenlenen törenle verildi