Başkent Gazetesi muhabiri Aysel Kanber`in "Son elektrik kesintisiyle ne yaşadı? Hangi riski yaşadı?"sorusunu yanıtlayan EMO Ankara Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Ebru Akgün Yalçın, "Yaklaşık 10 saatlik süren elektrik kesintisi Türkiye`de bir çok şeyi felç etti. Sağlık sisteminden ulaşıma, iletişime, finans sektörünü olumsuz etkiledi. İlaç gibi soğukta depolanması gereken konularda çok ciddi sekteye uğrandı. Yollarda kalanlar, metrolarda, asansörlerde kalanlar ya da evlerinde elektrikli cihazlarla bağımlı olarak yaşayan hastalar bundan çok ciddi etkilendiler. Bazı hastanelerde ameliyatlarda sıkıntılar oldu. Ciddi bir kaos ortamıydı. Trafik ciddi anlamda kilitlendi.Bu kaosu gene de ucuz atlattık. 31 Mart Türkiye gündemine çok enteresan gün olarak geçti. Elektrik kesintisiyle başlayan süreç, Çağlayan Adliyesinde yaşanan olaylar, Meclis`ten o gece yarısı geçen nükleer santral anlaşması, EPDK ücret tarifelerinde 1 Nisan tarihinde yapılacak değişiklikler. Yetkililerden kamuoyunu rahatlatacak açıklama yapmalarını bekliyoruz. İnsanlar bu elektrik kesintilerini başka başka gerekçelere bağlamaktalar."diye yanıtladı. Soruya ek yapan EMO Ankara Şubes Üyesi Ali Yiğit, "Bakan perşembe günü bir açıklama yaptı. Sugözü termik santralinden gelen hat açtı o yüzden oldu dedi. Ama bu bile bana inandırıcı gelmedi".
Ebru Akgün Yalçın şöyle devam etti; "İlk gün EMO Genel Merkez açıklamasında birkaç ihtimalden bahsetmiştik. Bunlardan biri bu santrallerden birinin devre dışı kalmasının- ki elimizde veriler olmadığı için hangisinin olduğu konusunda bilgimiz yoktu-, domino etkisi yaratarak diğer santrallerin frekans düşmesi yük artmasıyla devre dışı kalmasıyla ilgili bir senaryo idi. Bunun gerekçeleri üzerinden herhangi bir açıklama yapılmadı. Bakanlık yetkileri birkaç açıdan vurgu yaptılar;` bunun manipulasyon için yapılmış olma ihtimali, sabotaj olma ihtimalini de değerlendiriyoruz` dediler. Kaldı ki biz ilk gün açıklamamızda enerji üretimde fiyatların santraller tarafından beğenilmediği ucuz olduğu zamanlar enerji üretiminden kaçınıldığı tespit ettiğimizde Bakan bizim bu açıklamamızı üzüntü ile karşıladığını söyledi. Bakan açıklamamızı elektrik ucuz bunun için yaşandı` diye algıladı. Bakanın böyle bir yaklaşımı oldu. Manipulasyonları kimlerin yaptığını bilmemiz lazım."
Ali Yiğit herhangi bir santralin devre dışına çıkması durumunda sistemin çökeceği söyleminin doğruyu yansıtmadığının altını çizerek, "Gelişmiş ülkelerin tamamında yük yönetim sistemi var. Yük yönetim sistemi kötü senaryolarda hazırda bulunan santrali devreye sokar. Anladığımız kadarıyla 31 Mart günü bu da çalışmıyormuş" dedi.
Aysel Kanber`in "Bir daha böyle bir durumun yaşanmaması için ne yapılması gerekirdi? Bir radyo söyleşinizde Kamu yönetiminden bu işin çıkmaması gerekiyor ilk burada kopuyor` ifadelerinizi hatırlıyorum." sorusunu yanıtlayan Ebru Akgün Yalçın, "Enerji dediğimiz şey plânlama, üretim, iletim ve dağıtım unsurlarından uluşur. Biz burada kamu olarak sadece iletim kısmındayız. Üretimin yüzde 70`i, dağıtımın tamamı özelleştirilmiş durumda. Plânlama direkt sermayenin istediği şekilde yapılıyor. Kamunun buradaki etkin rolünü azalttığımız sürece bu tür sorunlarla karşılaşmamız devam edecektir. 31 Mart`tan bir gün önce benzer sorun yaşanıyor, yük atma yöntemiyle daha kısa süreli kesintiyle atlatabiliyoruz. 31 Mart`ta sistemin kendini toparlaması neredeyse 10 saati bulabiliyor"diye yanıtlarken aynı soruya yanıt veren Ali Yiğit; "TEİAŞ teknik bir kuruluş. Ciddi anlamda bilgi gerektiren mühendislik gerektiren bir kuruluş. Son dönemdeki kadrdolaşmasına bakacak olursanız büyük çoğunluğu imam hatip mezunu hiç teknikle ilgisi olmayan insanlar buralardaki kadrolara atandılar. Kritik yerlerde olması gereken insanlar danışman statüsünde sadece maaş alan çalışan hale getirdiler.Kamu bütün sistemi kontrol edebilecek noktada olsa bunun plânlamasını çok rahat yapabilir. Türkiye`nin kurulu gücü 70 bin MW civarında ama maksimum tüketim 39-44 bin MW aralığında gidiyor. Özel sektör kâr beklentileriyle çoğu kez çalışabilir santralini elektrik brim fiyat düşük diye arızadayım` diyerek bekletebiliyorlar. Olması gereken sıcak yedeğini sağlayamıyorsun. Yüzde 10 yedek hazır tutulur. Birisi arızalanırsa onun yerine o ölçekte bir şey alınır. Kamunun elinde olması ve plânlanmış olmasının önemi burada yatıyor. Üretimi kontrol edemediğin zaman iletim ve tüketimi kontrol edemiyorsun. Özel sektör kârlı görmede üretim yapmıyor ve sisteme vermiyor."dedi.
Ebru Akgün Yalçın son bir aydır gerek Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı`nın gerekse EPDK Başkanı`nın ağzından sık sık manipulasyon lafının duyulduğunu belirterek, kayıp kaçak konusunda EPDK başkanı bizzat manipulasyon açıklaması yaptığını, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız`ın "manipulasyon dahil her ihtimali değerlendiriyoruz" dediğini anımsattı. Yalçın, "EPDK`ya şöyle bir çağrıda bulunmuştuk gelin bu işi kökten çözüp özelleştirmeleri iptal edelim. Bu manipulasyonların vatandaş olarak birebir muhatabıyız. Bizim derdimiz dağıtım şirketlerinin batmasını engellemek mi yoksa vatandaşın ucuz, kaliteli, hızlı, elektrik alması mıdır? Olay son derece politiktir." diye konuştu.
"Enerji ile ilgili şirketler nükleer içinde olacaklar mı?" sorusunu yanıtlayan Ebru Akgün Yalçın şöyle konuştu, "Mersin`deki santrali Ruslar, Sinop`taki santrali Japonlar yapacak. Oradaki soğutma sistemine, enerji nakil hattına, hammadesine kadar her şey farklı olarak seyrediyor. Enerji nakil hattı, indiricileri yerliler yapacak. Hammadde tamamen yurt dışından karşılanacak. Nükleer santral enerjide dışa bağımlılığı daha da arttıracak. Televizyonlarda Akkuyu nükleer santrali milli enerji olarak lanse ediliyor. Bu işin nükleer lobiler tarafından inşaa edildiğini söylüyoruz. Yakıt çubuklarını vermedikleri sürece uranyumunuzun olmasın bir şey ifade edilmez, yüzde yüz dışa bağımlılık olacak. Burada iletim sisteminden kaynaklı arızadan bahsediliyor. Nükleer santral üretim sistemi olacak, benzer arızada nükleer santraller çalışıyor mu olacak? Böyle bir arıza durumunda nükleer santrallerin çalışıyor demek mümkün değil. İlk olarak şalteri indirilecek nükleer santrallerdir."
"Özelleştirmeler iptal edilmeli dediniz. Bu uygulanabilir bir şey mi?" sorusuna yanıt veren Ali Yiğit, " Meclis bu konuda yasa çıkarmak durumunda. 1800`lerin sonlarında dünyada haberleşme, cılız düzeyde de olsun enerjidir alanları özel sektörün elindeydi. 1900`lerin ilk çeyreğinde bütün dünya bunları kamulaştırıldı. Türkiye Cumhuriyeti de bunu yaptı. Özellikle İngiltere`de yeniden kamulaştırma dalga dalga yaygınlaşmakta. Sonuçta vatandaşın canı yanar hale geldi. Kamulaştırma dalgası batıdan tekrar başladı."diye yanıt verirken Ebru Akgün Yalçın, "Bu anlaşmalarda vaadedilen bir şeyler vardır, belli miktar enerjinin oradan alınmasından tutun pek çok şey. Dağıtım şirketlerinin buraya yaptığı yatırımlar özelleştirme süreçlerinin içinde olan şeyler. Alt yapı yatırımlarının eksikliğinden bahsedildi. Alt yapı yatırımlarının yetersizliği vatandaşın problemi değildir.Ü üretenler iletenler dağıtanlar bu alt yapıyı yapmak durumundalar. Faturada iletim, dağıtım, sayaç bedelini zaten ödüyoruz. Alt yapı yatırımları, iletimdeki sorunları çözülmesini istemek hakkımız." yorumunu yaptı.