Türkiye Enerjide Öngörüsünü Kaybetti
EMO Enerji Çalışma Grubu Üyesi Kemal Ulusaler`in yönettiği "Enerjide Toplumsal Yarar ve Maliyet" oturumunda, TMMOB Yüksek Onur Kurulu Üyesi Cengiz Göltaş "Enerjide Toplumsal Bakış" bildirisini sundu. Uluslararası kuruluşların verileri üzerinden dünyada enerjinin kullanımı ve öngörüleri değerlendiren Göltaş, mevcut koşullar değiştirilmezse 2014 yılında 35 milyar ton olan karbondioksit emisyonlarının 2030`da 75, 2050`de 100, 2100`de 140 milyar ton haline geleceğine dikkat çekti. Göltaş, ortak politikaların oluşturulamadığı koşullarda yeryüzünde uzun vadede 3.6 C sıcaklık artışı beklendiğini kaydetti.
Cengiz Göltaş, küresel enerji talebinin 2030`a kadar hızla artacağını, fosil yakıtların ana enerji kaynağı konumunu sürdüreceğini ifade ederken, özellikle doğalgaz ve kömürün payındaki artışla beraber yenilenebilir enerji kaynakları payında ciddi bir artış göründüğüne dikkat çekerek, "21. yüzyıl fosil yakıtlardan deyim yerindeyse bir güneş çağına geçiş yüzyılı olarak adlandırılabilir" dedi. Dünya üzerinde enerjinin yüzde 75`ini nüfusun yüzde 20`sini oluşturan gelişmiş ülkeler kullanırken, yüzde 25`ini az gelişmiş ülkelerin kullandığına dikkat çeken Göltaş, 1.5 milyar insanın elektrikten mahrum yaşadığını bildirdi.
Türkiye`nin kaynaklar bazında elektrik üretimine ilişkin veriler paylaşan Göltaş, özelleştirme ve serbestleştirmenin zorlanmasıyla Türkiye`nin enerjide öngörüsünü kaybettiğini, hem sanayicisine hem vatandaşına pahalı enerji sunan konuma itildiğini söyledi. Göltaş, "EMO olarak enerjinin kaynak çeşitliliği içerisinde doğru, etkin ve verimli kullanılması, doğru planlaması; elektrik enerjisinin sürekli, kaliteli, ucuz, çevreye uyumlu, insan hakkı olarak adil paylaşımın sağlanması için gerekli yatırımların ülkenin yerli ve yenilenebilir enerji kaynaklarını öne çıkaran politikalarla yürütülmesi gerektiğine inanıyoruz" dedi.
Enerjide Kooperatifçilik
EMO Enerji Çalışma Grubu Üyesi Fatih Kaymakçıoğlu "Enerji Üretiminde Koopertaif Tipi Örgütlenme" bildirisini sundu. Enerji açısından kooperatifçiliğe geçilebilmesinin önündeki temel sorunları, "Bir bağlantı sorunu var, tek bir noktadan bağlanacaksınız diyor. Lisanslı üretime izin yok. Lisanslı şirketlere verilen haklar tanınmıyor" şeklinde özetledi. Kaymakçıoğlu, kooperatif ile şirket yapısı arasındaki farklara dikkat çekerek, geçmişte yaşanmış kötü kooperatifçilik deneyimlerinin izlerinin silinmesi gerektiğini belirtti. Bu oluşumların kamu hizmetiyle nasıl birleştirileceğinin ele alınması gerekliliği üzerinde duran Kaymakçıoğlu, enerji alanında kooperatifçiliğin Avrupa`da kollektif mülkiyeti geliştirip yaygınlaştıran bir akım olarak ortaya çıktığını belirtirken, dünyadan örnekler sundu. Kooperatiflerin ilk oluşumunda yerel idarelerin öncülük yapabileceğini ifade eden Kaymakçıoğlu, "Enerji kooperatiflerinin kurulması için ilk yapılacak iş yasal engellerin giderilmesidir" dedi.
Yenilenebilir Enerjide İstihdam Umudu
Gazeteci Özgür Gürbüz "Yenilenebilir Enerji Nasıl Halkın Enerjisi Olur?" başlıklı sunumunda, yenilenebilir enerji kaynaklarının istihdam potansiyellerini ortaya koydu ve öncelikle enerjide talep tarafının sorgulanması gerekliliğine dikkat çekti.
Yenilenebilir enerjinin önünün enerji kooperatifçiliği ile açılabileceğini ifade eden Özgür Gürbüz, 1 MW`lık rüzgar türbininin üretilip kurulması durumunda 20 kişiye, 1 MW güneş panelinde ise 30 kişiye istihdam olanağı sağlandığını bildirdi. Gürbüz, bir planlama yapılarak aşama aşama rüzgar ve güneş kaynaklarından elektrik üretimi için kurulum süreci öngörüldüğünde, ekipmanların ömür süreleri dolduğunda yine aynı istihdamın sürdürülebileceğini anlattı. Gürbüz, "Yıllar önce rüzgar dediğimizde ‘Fırıldaktan elektrik mi üreteceksiniz?` diyorlardı. Dalga enerjisi bizim için pek gündemde değil, ama ben bunu da ekliyorum" diye konuştu.
İhtiyaç Olmayan Enerji Tüketimi
Gerçek enerji talebinin bulunması gerektiğine dikkat çeken Gürbüz, "Bazen öyle bir rüyaya dalıyoruz ki, hiç ihtiyacımız olmayan, enerji tüketen aletler kullanıyoruz. Elektrikli diş fırçaları..." dedi. Newyork`ta 20 kattan yüksek binaların gece yarısında kimse yoksa ışıklarının kapatılması teklifi verildiğini kaydeden Gürbüz, "Yani normalde bunu talep olarak kabul ediyorsunuz ve ona göre enerji üretmeye çalışıyorsunuz. Bunun için bilinçlendirme yetmez, yönetmelik de gerekiyor" saptamasını yaptı.
Büyük ölçekli santrallardan küçüğe gidilmesini ve yerinden yönetilen enerji santralları kurulmasını savunan Gürbüz, ÇED uygulamalarının formaliteden öteye gitmemesini eleştirdi:
"Aynı ÇED firması bir yerde termik için rapor hazırlıyorsa nükleeri, güneşi kötülüyor, mesela hidrolik için hazırlıyorsa aynı firma bu sefer de termiği kötülüyor. Kamuya bu işi vermemiz lazım. Ticari bir faaliyet olmaktan kurtarmamız gerekiyor ÇED sürecini."
Enerji Tüketimi Artıyor, Katma Değer Yerinde Sayıyor
İstanbul Teknik Üniversitesi İşletme Fakültesi`nden Doç. Dr. Ahmet Atıl Aşıcı, "Sürdürülebilirlik Ekseninde Enerji Politikaları" başlıklı sunumunda Türkiye ekonomisinin enerji talebi az, buna karşılık katma değeri yüksek üretime yönelimi gerçekleştirmesi gerektiğini anlatırken, artan enerji tüketimine rağmen katma değer üretiminin yerinde saydığına ilişkin çarpıcı veriler sundu. "Öncelikle nasıl, ne üreteceğimize, ne kadar ihtiyacımız olduğuna karar vermek gerekiyor" diyen Aşıcı, büyüme, gelir artışına rağmen insanların mutluluk göstergelerinde değişiklik olmadığını, hatta zenginleşirken bunun bedelinin de ödendiğini ifade etti. Aşıcı, Türkiye`nin ekonomik durumunu şöyle özetledi:
"Uluslararası piyasalarda ne tür ürünlerle rekabet ediyoruz, katma değeri düşük, ithalata dayalı, inşaata dayalı ürünler üzerinden rekabet ediyoruz. Açmazda olan Türkiye ekonomisi olarak bunu betimliyorum. Türkiye`nin en son girdi-çıktı tablosu TÜİK`in 2002`dir. Biz en son yurtdışı kaynaklardan 2009`a kadar gelen bir veri bulabildik. 1995-2002, 2003-2009 dönemi olarak ayırıp karşılaştırdım. Aynı büyüme oranlarını yüzde 50 daha fazla enerji kullanarak sağlamışız. Enerjide dışa bağımlılık ve ithalatı artırmış. Dış ticaret açığındaki payı da artmış. Karbondioksit artmış, azot oksit salınımları oldukça artmış. Bu sektörel kompozisyondaki değişim sonucunda ekonomik büyüme daha fazla kirleten daha fazla enerji kullanan sektörler eliyle gerçekleştirilmiş. Bu da bir kaza değil, mevcut hükümetin uygulamış olduğu politikaların bir sonucu."
Vizyon 2023`ten Yansıyan Vizyonsuzluk
Doç. Dr. Aşıcı, Vizyon 2023`te dünyanın en büyük 4. demir çelik üreticisi olma hedefini, bu sektörün en önemli girdisinin hurda demir çelik ve enerji olduğunu, bunların ikisinin de Türkiye`de bulunmadığını belirterek eleştirdi. İnşaata dayalı büyümeyi de eleştiren Aşıcı, çimento ve demir-çelik için enerji üretelim denildiğinde de yerli kaynakla üretime yönelik açık ve örtülü teşviklerin de çevre ve emek açısından iflas ettiğini anlattı. Yerli kömür santrallar için "imzalanmayan anlaşmalar, uygulanmayan iş güvenliği yönetmelikleri, kabul edilmeyen uluslararası sözleşmeler" gibi uygulamalarla ölçülmeyen örtük teşvikler verildiğine dikkat çeken Aşıcı, "Buradan Soma kazasına geliyoruz. Bu kaza sürdürülemeyen enerji politikalarının kendini en güzel gösterdiği bir olay. Vizyon 2023 hedeflerinde bu kadar ısrarcı olursanız dıngıldayan arabanın bir yerde patlaması söz konusu" diye konuştu.
"Ürettiğiniz elektrikle ne kadar ne ürettiğiniz önemli? Böylesi bir büyüme patikası için mi, bu kadar sorunlara yol açan, doğayı yok eden, emeğin haklarını yok sayan ve eninde sonunda mutlu etmeyen bir büyüme politikası için mi elektriğe ihtiyacımız var?" diye soran Doç. Dr. Aşıcı, konuşmasını şöyle tamamladı:
"2023 hedeflerine ulaşmaya dair umut yok. Bu sektörler eliyle zaten ulaşamazsınız. İtalya ve Çin yaratıcılıklarını artırmış, katma değeri yüksek ürünlerle dünya piyasalarında rekabet ederken, Türkiye`nin baş aşağı giden bir konumu var. Başka bir büyüme patikası mümkün mü? Erinç Yeldan vd.`nin yaptığı çalışma 2030`da daha müreffeh bir Türkiye`nin mümkün olduğunu gösteriyor. Karbon vergisi koyun, yeşil işler yapmak için kullanın, daha fazla istihdam, daha fazla GSMH sağlıyorsunuz, çok daha az kirlilik sonuçta. Çok küçük dokunuşlarla olabilecek şeyler bunlar. 2023 için kendi ikinci versiyonumuzu yaratmamız gerekiyor. Enerji politikalarını, iklim ve ekonomi politikalarına bağlamamız gerekiyor. Yoksa bu enerji talebini biz veri olarak kabul ediyoruz, bunu nasıl üreteceğiz noktasına gelip dayanıyor."