Hacettepe Üniversitesi Biyoloji Bölümünün emekli öğretim üyesi Prof. Dr. Ali Demirsoy, söyleşiye özgeçmişine ve gerçekleştirdiği çalışmalara değinerek başladı. Akademik hayatı boyunca uzun yıllar evrim dersleri verdiğini ve konuya ilişkin ilk baskısı 1984 yılında yapılan "Kalıtım ve Evrim" adlı kitabının bulunduğunu kaydetti. Konuşmasında "bilim yaşamadan öğrenmenin yoludur" ifadelerini kullanan Demirsoy, insanın evrimselleşmesi sürecinde hayvanlardan kendisini ayıran "empati kurma" ve "merak etme" olarak ifade edilebilecek iki temel özellik edindiğini vurguladı. Doğayı ve evreni anlama ve merak etme süreçlerinde insan merkezli bir yaklaşımın ön plana çıktığını ifade eden Demirsoy, mükemmel bir evren tasarımının söz konusu olduğuna ilişkin inancın yaygın hale geldiğini vurguladı.
1920 yıllardan itibaren geliştirilen teleskoplarla, yıldızların giderek uzaklaştığının fark edildiğini hatırlatan Demirsoy, "Evrenin mimarisinin her an değiştiğinin ortaya çıkmasıyla mükemmel bir tasarımın söz konusu olmadığı, tersine bir değişimin söz konusu olduğu anlaşıldı" diye konuştu. 1970lerde atom altı parçacıkların bulunduğu ve maddeden enerji elde etmeye ilişkin bilimsel çalışmaların gerçekleştirildiğini hatırlatan Demirsoy, enerjiden madde oluşturmaya ilişkin deneylerin ise halen CERNde devam ettiğini ve ilk olarak 2012 yılında enerjiden maddeye dönüşümün gözlendiğini ifade etti. CERNde yürütülen çalışmalarda Büyük Hadron Çarpıştırıcısı ile evrenin büyük bir patlama sonucu oluştuğuna ilişkin teoriyi doğrular nitelikte bulgular elde edildiğini ifade eden Demirsoy, "CERNde saniyede 10 milyon kare resim çeken devasa fotoğraf makinesiyle enerjinin maddeye dönüşümü bundan 2 yıl önce tespit edildi" dedi. Evrenin oluşumunun 13,7 milyar yıl oluştuğunun hesaplandığını kaydeden Demirsoy, ilk olarak hidrojenin oluştuğunun tespit edildiğini belirtti. 10 milyar yıl önce ise Samanyolu Galaksisinin oluştuğunu belirten Demirsoy, spiral şeklindeki galaksilerde yıldızların yeniden, yeniden yıkılıp, oluşmasının devam ettiğini ifade etti. Hidrojenin ardından karbon ve helyumun oluştuğunu kaydeden Demirsoy, ardından berilyum, oksijen ve diğer elementlerin oluştuğunu ifade etti
Biyolojik Evrim İçin Uygun Şartlar
Yıldızların büyüklüğü ile madde oluşturma kapasiteleri arasında ilişki olduğunu belirten Demirsoy, büyük yıldızların kütle çekimi nedeniyle biyolojik evrime fırsat kalmadan yok olduklarını kaydetti. Güneş gibi orta boy yıldızların sistemlerindeki gezegenlerde yaşam olma olasılığının bulunduğunu kaydeden Demirsoy, dünyanın 4,5 milyar yıl önce oluştuğunu kaydetti. Dünyaya başka bir gezegenin çarpması sonucu ayın dünyadan kopmasıyla manyetik alanın değiştiği ve ortaya çıkan Allen kuşağı sayesinde yaşama daha elverişli bir ortam oluştuğunu anlatan Demirsoy, dünyanın ve ayın manyetik alanın nedeniyle ortaya çıkan kuşağın Güneşten ve diğer yıldızlardan yayılan zararlı ışınlara karşı kalkan işlevi gördüğünü ifade etti. Allen kuşağının dünyanın dönüş hızının sürekli olarak düşürdüğünü, bunun da milyonlarca yıl sonra yaşamı tehlikeye atacak şekilde uzun gece ve gündüz sürelerinin oluşmasına neden olacağını vurgulayan Demirsoy, milyarlarca yıl önce Allen kuşağının kalkan etkisiyle ilk biyolojik DNAnın oluştuğunu vurguladı. Böylece dünyada biyolojik evrimin başladığını örneklerle anlatan Demirsoy, 2 milyar yıl boyunca bakterilerin atası sayılabilecek biyolojik canlıların aynı kombinasyonla yaşamlarını sürdürdüklerini belirtti. DNA zincirine Telomerin eklenmesiyle birlikte hücre çoğalmasının başladığı böylece daha gelişmiş biyolojik canlıların oluştuğunu anlatan Demirsoy, çoğalmayı sağlayan telomerin ortaya çıkışıyla birlikte biyolojik canlıların doğal ölümle de tanıştığını ifade etti. Mitoz bölünme ve mayoz bölünme ile canlı çeşitliliğinin arttığına işaret eden Demirsoy, bu çeşitliliğin ancak yüzde 6sının günümüze kadar ulaştığını kaydetti. "Doğada hiç bir şey hizaya konulmuş değildir. Mükemmel canlı yoktur. İnsan dahil her canlının eksiklikleri vardır. İnsanın 9 bin çeşit kalıtımsal hastalığı var. Örneğin prostat vücudumuzun günümüzde uzayan yaşam sürelerine henüz tam uyum sağlayamamasının sonucu" diyerek konuşmasını sürdüren Demirsoy, insan ile maymun DNAsında 54 amino asitten 1inin farklı olduğunu anlattı. Farklı dizilimler ile farklı canlıların oluştuğuna işaret eden Demirsoy, evrim süreç sonunda uyum sağlayan canlıların yaşamını sürdürdüğünü, geri kalanın yok olduğunu anlattı. Aynı virüsün hem maymunda hem de insan genomunda aynını mutasyonu yarattığına dair bulguların, ortak bir ataya işaret ettiğini vurgulayan Demirsoy, geriye gittikçe diğer canlılarla da insanoğlunun ortak atalarına ulaşabileceğini kaydetti.
"Hassas Dokunuş" Zihinsel Evrimi Tetikledi
Ortak ata ile yüzde 99 oranında benzerlik bulunduğuna işaret eden Demirsoy, ilk insanların Afrikadan dünyaya yayıldığını belirtti. Afrikada Büyük Rif Vadisinin yarılması sonucu oluşan savanalarda hayatta kalmaya çalışan ortak atanın dik durma ve alet geliştirmeye başlamasıyla insanın evrimleştiğini ifade eden Demirsoy, insanı diğer primatlardan ayıran en temel özelliğinin alet geliştirmeye daha yatkın el ve parmak yapısına sahip olması olduğunu vurguladı. Dik yürüyen, hassas tutuşa uygun el ve parmak yapısıyla alet geliştiren insanın zaman içinde zihinsel kapasitesini artırdığını ve Afrikadan tüm dünyaya yayıldığını anlatan Demirsoy, Avrupaya ulaşanların D vitaminin emilebilmesi için ten renginin beyaza döndüğünü, kutup bölgesine gidildikçe ise yeniden ten renginin esmerleştiğini ifade etti. İnsanoğlunun zaman içinde kültürleri oluşturduğunu evrimleşmenin günümüzdeki aşamasında ise evrensel bilimsel düşüncenin ortaya çıktığını vurgulayan Demirsoy, ancak bilimsel düşünceyi kendine rehber edinmiş insan topluluklarının varlığını geleceğe taşıyabileceğini vurgulayarak, konuşmasını tamamladı.